Buradasınız
Ana Sayfa > Ekoloji > Dr. Küçükgül: “Ülkemizde sömürge madenciliği yapılıyor!” | Özer Akdemir

Dr. Küçükgül: “Ülkemizde sömürge madenciliği yapılıyor!” | Özer Akdemir

Maden atık havuzlarındaki çökmeleri değerlendiren Dr. Enver Yaser Küçükgül, 1999’da TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporla Türkiye’de ‘sömürge madenciliği’nin önünün açıldığını söyledi.

2021’in son aylarında ülkemizin iki farklı yerinde Giresun Şebinkarahisar ve Balıkesir Ayvalık‘ta meydana gelen maden atık havuzu ve depolama alanı çökmeleri bu tür kazalar dışında pek gündem olmayan bir tehlikeyi görünür kıldı. Ülkenin onlarca yerinde onlarca maden işletmesi ve atık havuzu-barajı var ve bunlarda meydana gelebilecek bir çökme, taşma, yıkılma örneği ülkemizde ve yurt dışında defalarca yaşanan büyük çevre facialarına neden olabilir. Yakınında yaşayan insanlar için adeta birer saatli bomba olan bu atık sahalarını Dokuz Eylül Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden emekli olan Dr. Enver Yaser Küçükgül‘e sorduk. Küçükgül, alanı gereği bu atık havuzlarını çok iyi bilen, aynı zamanda Bergama Ovacık Altın Madeni sürecindeki tartışmaların da yakın tanıklarından bir bilim insanı.

ÜLKEMİZDE ATIK YÖNETİM POLİTİKASI YOK!

Atık havuzları/barajları neden yıkılır ya sızdırır?

Bu atık havuzları birer mühendislik yapılarıdır ve atıklar çevreye zarar vermemesi için gerekli mühendislik bilgisi ışığında yapılandırılır. Eğer bir atık havuzu yıkılıyorsa, taşıyorsa onu yapan mühendis aptal olmalıdır veya üç kuruş paraya patronuna kölelik yaparak ülkesine ihanet etmektedir. Maden sahaları, cevheri barındıran her tür coğrafik alan olabilir ve uygun olsun olmasın coğrafyanın bu parçasında maden işletmesi kurulur, maden çıkarılıp para kazanılır. Oluşacak atıklar sadece sanayinin bu koluna tanınan haksız ayrıcalıkla yerinde depolanır, gömülür, yok edilir!

Ülkemizde maden atıklarına yönelik nasıl bir uygulama var?

Ülkemizde bir atık yönetim politikası yoktur. Atık denilince ilk akla gelen onları bir yerlere gömmek ve bu işin adına da bertaraf ettik demekle yetinilmekte. Bu çağdaş bilgi düzeyini inkar etmektir. Çünkü sadece ölüler gömülür, atıklar ise arıtılarak zararsızlaştırılır veya geri kazanılır. Türkiye’de her tür atık son çare olarak her önüne gelen yere akla ve bilime aykırı olarak gömülmektedir.

EN AZ ON BİN ATIK SAHSI VAR!

Türkiye’de ne kadar atık var ve bunlar nasıl bertaraf ediliyor?

Türkiye’de 2018 yılında 6.646 adedi arama, 10.155 adedi işletme ruhsatı olmak üzere toplam 16.801 adet maden ruhsatı verilmiştir. TÜİK verilerine göre, maden işletmelerinde 2018 yılında 812 milyon ton atık oluştuğu tespit edilmiştir. Kanaatimce bu değerin 10-15 katı atık oluşumu söz konusudur ve bunlar tehlikesiz değildir.

2018 yılında, toplam maden atıklarının geri kazanım ve bertaraf yöntemlerine göre dağılımına bakıldığında; yüzde 71,2’ü pasa sahalarında, atık barajlarında veya düzenli depolama tesislerinde bertaraf edilmiştir, yüzde 26,2’u ocak içine geri doldurulmuştur, yüzde 2,6’si ise diğer yöntemlerle geri kazanılmış ya da bertaraf edilmiştir. Kabaca bir yaklaşımla en az 10.000 civarında maden işletmesi ve 10.000 atık sahası vardır. Maden sahaları genellikle dağlık alanlarda yani eğimli arazilerde yer almaktadır.

Bu atık sahaları ne kadar güvenli?

Bu atık sahaları; bir kısmı pasa adı verilen cevher dışında kalan işletmenin prosesine uygun olmayan malzemelerden oluşur. Pasa miktarı madenin türüne göre değişir. Örneğin bir altın madeninde işlenen sahanın % 99’u pasa sahasına gönderilir ortalama bir altın madeni yılda 5-10 milyon ton pasa üretir. Bu pasalar yeraltından çıkarılıp öğütülüp yüzeyleri atmosferle ve güneş ışığı ile temas edip su buharı nedeniyle kimyasal olarak aktivite kazanır, depolandığı çevrede ağır metal mobilitesi yaratır. İşletmede cevherden madeni ayrıştırmak için sayısız kimyasal proses yöntemleri vardır ve hepsi de tehlikeli zararlı kimyasal madde kullanır, istenilen maden alındıktan sonra kalan atıktır ve usulüne uygun arıtma ve uygun depolama gerektirdiği halde bizim ülkemizde maden atıkları yasa ile tehlikesiz atık statüsüne yükseltilerek uygunsuz depolanmasına devletçe izin verilmiştir.

İZLE-ME, DENETLE-ME KOMİSYONU!

Nasıl bir tehlike taşıyor bu atıklar?

Bu atıkların zararlılığını ifade etmek için ciddi çalışma gerekir. Patronların karları azalmaması için böylesi bir izleme ve denetleme çalışması şirketlerden istenmediği gibi devletinde bir çalışma içinde olduğu söylenemez. Gelişmiş toplum bilincine sahip ülkelerde bağımsız kuruluşlar bu denetimi yapmaktadır. Tehlikeli zararlı kimyasal kullanan madenlerin atıkları da elbette tehlikeli olacaktır. En masum görülen kum çakıl ocakları veya mermer işletmeleri bile çevresel açıdan riskli işletmelerdir. Ülke geneli depremsellik açısından yüksek riskli bir bölgededir. Çoğu eğimli arazide konuşlanan bu yapıların zaman içinde içerikleri malzemenin hareketlenmesi veya sıvılaşma olayı nedeniyle kolayca yıkılmaları söz konusudur.

Siz Bergama Ovacık Altın madeninin ilk işletme sürecinde İZLEME DENETLEME KOMİSYONU üyesi idiniz. O madende atık havuzu kurallara uygun muydu?

Bu alanda ilk yapılardan biri de o zamanki adı ile Eurogold altın madeni (şimdilerde Koza-Bergama) için DSİ tarafından yapılan atık havuzuna ait teorik bilgilere göre zemine 0.25 mm (komedi gibi, bir mm’nin dörtte biri kalınlığında bir naylon tabaka) serilerek sızdırmazlık sağlandığı iddia ediliyor. Bu polietilen zar tabakası 16 hektarlık bir havuz tabanında yer alarak sızmayı önleyeceğine inanmak için aptal olmak veya bu ülkede yaşamak gerekir. Bir zamanlar 2001 öncesi bu madenin izle-me, denetle-me komitesi üyesi olarak bazı olaylara daha yakından tanık oldum. Örneğin havuz tabanını yapan DSİ yetkilisi arkadaşımız olmasına rağmen telefonda bu konuya ilişkin sorduğumuz sorulara cevap vermedi.

EŞ VE ÇOCUKLARIYLA ABD’YE GÖNDERİLEN BİLİMCİLER!

O dönem Bergama’da maden mahkeme kararıyla kapatılmıştı bu kararı nasıl aşabildiler?

Türkiye’de yabancı sermayenin adeta sömürge madenciliği yaptığını görmekteyiz. 1999 yılında bu işlerin önünü açmak için devrin TÜBİTAK‘ı görevlendirilmişti. TÜBİTAK bünyesinde ülkenin en gözde 13 bilim adamına görev verildi, bunlardan Proje Başkanı Prof. Dr. Naci Görür ve proje Koordinatörü Prof. Dr. Derin Orhon çok gayret gösterdiler! Hatta maden “bu kadar çevre önlemi alırlarsa şirketler kar edemez” diye ABD Çevre Koruma Ajansı‘na (US-EPA) gidip itirazda bulundular. O tarihte ülkemiz çok büyük bir depremle binlerce insanını kaybetmişti, depremden dört gün sonra adı geçen bu iki bilim insanı eş ve çocuklarını da yanlarına alarak Amerika’ya şirket yararı için gitmişlerdi. Seyahatin planlaması ve masraflarını o dönem şirketin Halkla İlişkiler Müdürü olan Hasan Gökvardar’ın anlatımıyla şirket karşılamıştı.

Bu olayları hatırlatmamın nedeni şu anda ülkemizdeki “Sömürge Madenciliği”nin önünün bu raporla açılmasıdır. Bu raporu ilk değerlendiren ve itiraz şerhi koyan benim. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Füsun Köroğlu raporu 11 klasörü göndererek incelememi istedi, gereğini yaptım. Hazırladığım bilimsel itirazları rapor halinde, Başbakanlığa, TÜBİTAK’a, Sağlık Bakanlığına, İzmir Valiliğine ve ilgili müdürlüklere resmi olarak iletmeme rağmen hiçbir cevap vermedi ve karşıma şirketin yetkililerini çıkardı.

ÜLKEMİZDE SÖMÜRGE MADENCİLİĞİ YAPILIYOR

Son yaşanan atık havuzu çökmeleri bize neyi gösteriyor?

Bizim ülkemiz birinci derece deprem bölgesi. Böyle bir topografyada hektarlarca alanları atık havuzu olarak yapmanın teknik yönlerini yukarıda bahsettiğim raporumda dile getirdim. Pek çok atık havuzu ağır metal içeriklerinin yanı sıra toksik tehlikeli zararlı kimyasal madde içeriği de havuzlar yıkılınca çevreye yayılacaktır. Bu kadar büyük havuzların tabanına serildiği iddia edilen membranların üzerinde milyon tonluk atık yükleri ile yırtılmaları kaçınılmazdır. Sömürge madenciliğinin yapıldığı ülkemizde şirketlere acil durum için zorunlu sigortalama işlemi yaptırılmamaktadır. Ayvalık’ta olduğu gibi çoğu maden işletmesinde bu olaylar aynı yıl içinde defalarca oluşabilmektedir. Bu durumda işletmelerin süresiz kapatılarak faaliyetten men edilmesi hususu yasa ile sağlanmalıdır. Bu coğrafyada 5 dönümden büyük atık havuzları ve depoları her zaman risk yaratacaktır.

ÇEVRE YASALARI ŞİRKETLERİN YAĞMASI İÇİN DEĞİŞTİRİLDİ

Maden işletmesi ömrünü tamamladıktan sonra bu alanlar rehabilite ediliyor mu?

Ülkemizde maden faaliyetleri sonunda rehabilite edilen bir alana rastlamadık. Bu maden sahaları sonsuza kadar tehlikeli zararlı kimyasal madde içeren, ölüm kusan alanlar olarak kalacaktır. Günümüzde sadece dağlar değil, ormanlık alanlar bile maden sahası olarak tahsis edilmiştir.

Özellikle 2001 sonrası Çevre yasaları doğanın korunup geliştirilmesi yerine maden şirketleri tarafından yağmalanmasının önünü açacak şekilde değiştirilmiştir. Çevre yasaları yanı sıra maden yasaları da şirketlerin çıkarlarına göre düzenlenmiştir. Üstelik ülkenin içi bittiği gibi Karadeniz dahi atık bertaraf alanı olarak tanımlanmıştır.


Evrensel

Özer Akdemir
Evrensel Gazetesi yazarı. 1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top