Buradasınız
Ana Sayfa > Ekoloji > Doğanın son uyarısı ve kuraklık | Özer Akdemir

Doğanın son uyarısı ve kuraklık | Özer Akdemir

Kovid-19 pandemisi ile çevre katliamlarının, vahşi yaşama yapılan müdahalelerin sonuçları ile ilgili tüm dünyaya önemli bir uyarı ve ders veren doğa, kuraklıkla bir kez daha uyarıyor! Bu belki son uyarıdır, kim bilir!..

2020 yılının son günlerinde bile yağmayan yağmurlar, üst üste büyük kentlerdeki barajlarda tükenme noktasına gelen sularla ilgili haberler ardı ardına çıkmaya başladığında gazetemizde de bir kuraklık dosyası yayımladık. Beş günlük dosya süresince alanlarında uzman bilim insanları ve yerel ekoloji örgütleri kuraklığın nedenleri ve etkilerinin yanı sıra önümüzdeki süreçte ülkemizi bekleyen tehlikelerine dair görüşlerini dile getirdiler.

Kuraklık dosyasının gazetemizde çıkmaya başladığı 2021’in ilk günlerinde o beklenen yağmurlar da geldi. Günlerce süren yağmurlar sonrası barajlar belli oranda doldu, toprak suya doydu ve herkesin feryat figan ettiği kuraklık bir anda unutuldu!

Oysa gerek dosyamıza görüş veren bilim insanları, gerekse öncesinde yayımlanan birçok bilimsel makale kuraklığın öyle unutulacak bir olgu olmadığını ortaya koyuyordu. Nitekim o yağışlı günlerin ardından beklenen bahar yağmurları bir türlü gelmedi. Mesela 2020 aralık ayında metrekareye 44 mm yağmur düşmüş. Oysa aralık ayının ortalaması 78 mm’ydi. Sonuçta kaçınılmaz olarak mayıs ayının başından itibaren bizler yine kuraklığı konuşmaya, gazete-televizyonlarında kuraklık haberleri dinlemeye, kuruyan kadim nehirlerin çamur, taş – toprak dışında bir damla su kalmamış yataklarının fotoğraflarını iç sıkıntısı ve endişe ile izlemeye başladık.

B. MENDERES KURUDU

Yeryüzüne çıktığı Afyon Dinar’dan 548 kilometre boyunca akan Batı Anadolu’nun en büyük nehri Büyük Menderes Nehri’nin neredeyse tamamen kuruduğunu gösteren fotoğraflar önce yerel gazetelerde, sonra ulusal ölçekli gazetelerde görülmeye başlandı. Aydın İncirliova Ziraat Odası Başkanı Ali Kaykı’nın nehrin kuru yatağında yürürken “Menderes’i ilk kez böyle gördüm. Geçen yıl mayıs ayında 2.5 metre su olan nehirde bugün neredeyse su kalmamış. Bu suya çiftçinin ihtiyacı var” sözleri yaşanan sıkıntıyı ve çaresizliği anlatıyordu. Sadece Aydın bölgesinin değil, Türkiye’nin en verimli tarım arazilerine sahip B. Menderes Havzası’nın da ana sulama kaynağıydı. 3.5 milyon insanın yaşadığı havza ülke tarımsal üretiminin de yüzde 15’ine karşılık gelen pamuk, incir, zeytin, üzüm gibi stratejik ürünlerin yetiştiği bir yer aynı zamanda.

Anlayanlar ve anladığının gereğini yapmak isteyenler için (19 yıldır ülkeye günümüzün moda deyimiyle adeta “çöken” siyasi iktidarı bunların dışında tutmak zorundayız) felaketin bağıra çağıra geldiği bütün verilerde ortaya konuyordu aslında. DSİ’nin her yıl yayımlanan verilerine göre B. Menderes Nehri’ndeki su debisi yıllardır azalıyor. 1984 yılında 154 metreküp/s debisi olan nehrin debisi 1990 yılında 90 metreküp/s, 2005 yılında ise 40 metreküp/s’ye geriledi. Otuz yılda neredeyse 1/4’e düşmüş nehrin suyu…

YAYLADAKİ ÇEŞME VE PINARLAR DA KURUDU!

Şurası çok açık ki B. Menderes’de su kalmazsa bu havzada yaşamın sürdürülmesi olanaksız! Kuraklık öncesi sanayi kirliliği nedeniyle can çekişen nehir, iklim krizinin tetiklediği kuraklık olgusu ile o kirli suyu bile taşımıyor bugün. Dün, kirli de olsa B. Menderes’in suları ile tarlaları sulayan çiftçiler, bugün o sulara bile özlemle bakıyorlar.

Ege Bölgesi’nde, ovada B. Menderes Nehri’nde su bırakmayan kuraklık dağlarda ve yaylalarda da baş göstermeye başladı. Aydın’da, mayıs ayı ile birlikte yaylaya çıkan köylüler çeşmelerin, pınarların kuruması nedeniyle ne yapacaklarını şaşırdılar. Köylüler için yayladan tekrar köylerine dönmek dışında bir çare de kalmıyor doğal olarak. O sular, yaylalardaki yaban yaşamı kadar, yaz boyunca yapılan koyun ve keçilerin de temel yaşam kaynakları. Yüzyıllardır o yaylaları mesken eden köylülerin, yörüklerin üstüne türküler yazıp, maniler dizdiği pınarların, çoban çeşmelerinin kuruması bir kültür için de sonun başlangıcı demek!

PANDEMİLİ GÜNLERİ BİLE ARAR OLMAK!

İklim krizinin tetiklediği kuraklık hiçbir şeye benzemez. İki yıldır tüm dünyayı adeta esiri eden Kovid-19 pandemisi bile emin olun eğer bu kuraklık, bilim insanlarının kullandığı kavramla ‘ısrarlı kuraklık’ halini alırsa, (Ki öyle olduğuna dair onlarca belirti, yüzlerce bilimsel makale var) tüm dünya ülkeleri esas felaketle karşı karşıya kalacaktır.

İklim krizi, küresel ısınma ve bunların sonuçlarından birisi olan kuraklığa yol açan en önemli etkenlerden birisi olarak gösterilen fosil yakıtlar ve özellikle termik santrallere bir kez daha dikkat çekmekte fayda var. Kuraklık doğanın bir uyarısı olarak kapımızı yine çaldı çünkü, hem de kaçıncı kez!   

1 TERMİK SANTRALİN GÜNLÜK SOĞUTMA SUYU= 440 MİLYONUN BİR GÜNLÜK İÇME SUYU

Yapılan çalışmalar küresel ısınmaya, iklim krizine hatırı sayılır bir katkı da bulunan termik santrallerin sadece yüzde 34 verimlilikle çalıştığını ortaya koyuyor. Üstelik bu santraller bu kuraklık sürecinde, yarın bir damla suya hasret kalacağımızı ortaya koyan doğanın uyarısına rağmen, adeta suyu yutuyor! Mesela 520 MW’lık ortalama bir kömürlü termik santralin soğutma sistemi bir günde 1.1 milyar litre suya ihtiyaç duyuyor! Korkunç bir rakam bu! Şöyle anlatalım; bir insanın günlük içmesi gereken su miktarı erkeklerde 3, kadınlarda 2 litre. Bu durumda ortalama olarak 440 milyon kişinin günlük tüketmesi gereken içme suyu 1 günde,

1 termik santralin soğutma suyu olarak kullanılıyor!

“Ne yapalım, petrolü, doğal gazı dışarıdan alıyoruz. Enerjide bu dışa bağımlılık karşısında yerli ve milli kömürü kullanmayalım mı?” gerekçeleri her fırsatta ileri sürülür bu kömürlü termik santraller gündeme geldiğinde. O mesele de öyle denildiği gibi değil oysa ki! 2006 yılında sadece 2 GW olan ithal kömürlü santraller 14 yılda 4.5 kat artmış. Aynı yıllar arasında yerli kömür santraller ise sadece 8 GW’tan 10 GW’a çıkmış. Hani yerlilik, hani millilik!

Kovid-19 pandemisi ile çevre katliamlarının, vahşi yaşama yapılan müdahalelerin sonuçları ile ilgili tüm dünyaya önemli bir uyarı ve ders veren doğa, kuraklıkla bir kez daha uyarıyor! Bu belki son uyarıdır, kim bilir!..

Evrensel

Özer Akdemir
Evrensel Gazetesi yazarı. 1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top