Buradasınız
Ana Sayfa > Ekoloji > Kadim bir kuş: Kelaynak (Geronticus Eremita / Keçelhenok)

Kadim bir kuş: Kelaynak (Geronticus Eremita / Keçelhenok)

Nuh’un, tufan sırasında gemisine bolluk ve bereket timsali olarak Kelaynaklardan bir çift aldığı rivayet edilir. Soyları tükenen kuş neslinin sembolü haline de gelen Kelaynaklar, bugünse sadece Nil ve Fırat nehirleri kıyısında soylarının devamı için kurulan birkaç istasyonda varlıklarını zar zor devam ettirebiliyor. Kelaynaklar göçebe kuş olma vasfını da yitirmiş durumda. 

Nuh’un, tufan sırasında gemisine bolluk ve bereket timsali olarak bir çift aldığı rivayet edilir. Soyları tükenen kuş neslinin sembolü haline de gelen Kelaynaklar, bugünse sadece Nil ve Fırat nehirleri kıyısında soylarının devamı için kurulan birkaç istasyonlarda varlıklarını zar zor devam ettiriyor. Kelaynaklar göçebe kuş olma vasfını da yitirmiş durumda. 

Kelaynaklar soyları tükenen canlı türleri arasında kırmızı listeye girdi ve soyları tükenme tehlikesi altında olan kuşların başında yer aldı. 1964 yılında tutulmaya başlanılan, uluslararası doğada nesli tükenmekte olan türlerin kırmızı listesinde yer alan bu kuşların hazin hikayesi, insan eliyle nasıl bir yok edilişin yaşatıldığının açık kanıtı.

Kelaynakların yaşam alanları

1900’lü yıllara kadar Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’da bulunan, bu doğa dostu kuşlar, tarım alanında kullanılmaya başlanılan zirai ilaç ve avcılıkta kullanılan silahların gelişmesiyle sayıları giderek azalmaya, yaşam alanları daralmaya başladı. Bugün sadece Nil ve Fırat nehirleri kıyısında soylarının devamı için kurulan birkaç istasyonlarda varlıklarını zar zor devam eden kelaynaklar göçebe kuş olma vasfını da yitirmiş durumda. 

Kelaynaklara ev sahipliği yapan, insanlık kadar eski ve kadim olan iki nehir Nil ve Fırat, tarihe yön vermiş, tarih boyunca toplumsal göçlerin pusulası oldu. Hem insan, hem de canlılar, tarih boyunca, nehir yataklarını takip ederek, yaşama tutunmaya çalıştı. Her iki nehir de, geçtiği topraklara; binlerce canlıya can vermiş, özellikle kuşlar için olağanüstü zenginlikte yaşam alanları yaratmış durumda.

Yeryüzünde birçok göçmen kuş, göç yollarında Nil ve Fırat’ı kullanır, ara durağın yanında yurt olarak da benimser. Fırat, dağlardan süzülerek ovaya iner, dolayısıyla Mezopotamya’da kelaynakların yaşadığı tek yer olan Birecik’e hayat öpücüğü vererek, Ortadoğu’nun çöllerine akar.

Dağların bittiği, daha çok yumuşak, beyaz kayaların yer aldığı tepelerin olduğu bir alan olan Birecik İlçesi’nde kelaynaklar için uygun alanlar söz konusudur. Alüvyonlu tarım alanları ve yuva yapmaya uygun yumuşak kayalıklar, ılıman iklim ve sulak alanlar, kelaynaklar için uygun yaşam alanlarıdır. 

1950’li yıllarda Birecik’te büyük kolonilerle yaşayan ve sayıları binlerle ifade edilen kelaynaklar, sulak alanlara ve çok yüksek olmayan kayalıklara yakın yerlerde yuva yapmayı tercih eder.

Tarih boyunca kelaynaklar

Nuh’un, tufan sırasında gemisine bolluk ve bereket timsali olarak kelaynaklardan bir çift aldığı rivayet edilir. Göbeklitepe’de bulunan taş anıtların üzerinde kelaynak kuşlarına benzer kuş betimlemesi bulunur.

Yine Mısır hiyerogliflerinde kelaynak kuşuna rastlamak mümkün.

Mısır hiyerogliflerinde kelaynak kuş

Yaşadığı yere bereket ve bolluk getirdiğine inanılan kelaynakların sayısı bugün giderek azalıyor. Dünya genelinde sayıları bini bile bulmuyor. Bunların çoğu da kafeslerde, koruma istasyonlarında göç özelliğini kaybederek, yarı göçmen bir kuş olarak varlığını sürdürür.

Kendi varlığı, bolluk ve bereketi temsil etse de, soyları tükenme tehlikesi altında olan kelaynaklar, daha çok küçük böcekle beslenir ve doğada bir denge unsuru olarak bulunur.

Şakacı bir kel kuş

Kafaları kel, gagaları eğri, ayakları kırmızı olan bu acayip kuş, doğada yaşayan nadir kuşlardan biridir. Tek eşli yaşayan, eşi öldüğünde başka bir kuşla çiftleşmeyen, yemeyi içmeyi bırakan, bazen de hayatına son veren ilginç bir canlıdır.

Erişkin bir kelaynak başı tüysüz, uzun kıvrık gagası ve kısa bacakları kırmızıdır. Yaka tüyleri uzun ve siyahtır. Kanatları ve kuyruğu uzun, siyah tüyleri metalik yeşil, omuz başlarındaki tüyler erguvanidir. Gençleri kırmızı renklerden yoksun ve gri tonlardadır.” (1)

Kürtler bu kuşlara Keçelhenok der. Kafalarının kel oluşu ve “şakacı” bir kuş olması sebebiyle bu ismi verdikleri anlaşılıyor.

Katil ilaç DDT

Çok değil, bundan altmış, yetmiş yıl önce Fırat Vadisi boyunca, yumuşak, beyaz kayalık alanlarda kendilerine yaşam alanları bulan kelaynaklar, 1950-60 yıllarında yaşanan çekirge istilasında kullanılan zirai ilaçlardan büyük zarar gördü. Özellikle DDT denilen zehirli ilaç kelaynakların sayılarının tehlikeli bir şekilde azalmasına neden olduğu ve zaman içinde soylarının tükenme eşiğine getirdiği biliniyor. 1950 yıllında yaşanan çekirge istilasına karşı, havadan kullanılan DDT aslında sadece kelaynakları değil, birçok canlıyı da etkiledi, insan ve hayvanlarda bir takım kalıcı etkiler bıraktı.

 DDT, ikinci dünya savaşı yıllarındaki bitten gelen hastalıkları önlemede kullanıldı ve o günün koşullarında harika ilaç olarak bilinirdi. Ancak zamanla DDT’nin vücutta biriktirdiği ve kalıcı hasarlara neden olduğu ortaya çıktı ve faydalarına göre zararları ağır basmaya başladı; 1980’li yıllarda yasaklandı.

Mücidine Nobel ödülü kazandıran, bir zamanların mucize ilacı DDT doğada çözündüğünde DDE adı verilen ölümcül bir kimyasala dönüştü.

‘Sessiz Bahar’ adlı kitabın yazarı Rachel Carson, 1962 yılında DDT gibi kalıcı organik klorlu kirleticilerin biyolojik birikim yoluyla nasıl bitkilerden hayvanlara ve anne sütünden çocuğa geçen ne denli güçlü bir zehir olduğunu ortaya koymuştu. 

Ancak DDT’nin ABD ve Avrupa’da yasaklanması için sekiz yıl, Türkiye’de yasaklanması için ise 23 yıl geçmesi gerekti. (2

Bugün kullanımı yasak olan DDT, aslında tam bir kimyasal silah. Ama maalesef İkinci Dünya Savaşında haşare ve böceklere karşı kullanılmasında bir sakınca görülmedi. Özellikle 1950’li yıllarda çekirgelerle baş etmek için kullanılması çok ciddi sonuçlar ortaya çıkardı. Hatta o yıllarda özellikle Urfa, Mardin ve Diyarbakır yöresinde çıkan hastalıkların kaynağında DDT olduğu söylenilir.

Toprağa, suya ve tahıl ürünlerinin yapısına yerleşen zehirin, etkisi yıllarca sürdüğü ortaya çıktığında binlerce insan, hayvan ve bitki DDT’nin ölümcül etkisinden kaçamadı. O dönemde kullanılan zirai ilaçların sonuçlarıyla ilgili yeterince araştırma yapılmaması, hastalıkların derinlikli incelenmemesi sonucu, DDT tarımsal alanlarda yıllarca kullanılmaya devam edildi. Sonuçları ölümcül olmasına rağmen, bir önlem alınmaması sarsıcı sonuçların oluşmasına neden oldu.

Yaşlıların anlatımı, kelaynakların, bu ve buna benzer ilaçların kullanımlarından kaynaklı olarak sayılarının birden bire azaldığı ve yaşam alanların daraldığını gösteriyor.

Göçebe kuş özelliğini de yitirdi

Bir göçmen kuş olan kelaynakların kışa girmeden sıcak ülkelere göç eder ve şubat başında Birecik ilçesine geri dönerdi. O yıllarda eski Birecik evlerinde kelaynak kuşları için yuva yerleri olduğu ifade edilir.

Nuh‘un bolluk ve bereket sembolü olarak kabul gemisine aldığı kelaynakların etçil olduğunu da belirmek gerekiyor. Küçük böcekler, çekirge, solucan, akrep ve yılanla beslenen kuşlar, özellikle Fırat Vadisi’nin sulak alanlarını kendilerine beslenme alanları olarak seçmeleri bir tesadüf değil. Buranın kısmen tropikal bir iklime sahip olması vadi boyunca beyaz, yumuşak kayalıkların olması, kuşların burayı kendilerine yurt seçmesine neden olmuş.

Bugün eski popülasyonunu kaybeden kuşlar artık koruma altında, kafeslerde tutuluyor. Her yıl kontrollü bırakılan kuşların bazıları göç etmeyi bırakmış oldukları görülürken, bazıları da göç yollarından geri dönmedikleri anlaşılıyor.

1777 yılında kurulan Birecik Kelaynak İstasyonu’nda, 1990 yılından bu yana, Birecik’teki yarı-yabani kuşlar üreme dönemine hazırlık için şubat-mart aylarında kafeslerden çıkarılıyorlar ve göç zamanına doğru temmuz-ağustos aylarında tekrar kafeslere alınıyorlar. 

Bu dönem içerisinde kuşlar doğal ortamlarında serbestçe uçabiliyorlar ve ürüyorlar. Üretme istasyonunun içindeki kayalıklar ve tahta yuvalarda üreyen kelaynaklara günde iki kere yem veriliyor. 

Kuşlar aynı zamanda Fırat’ın kenarındaki alanlara da gidip, yeri gagayla eşeleyerek veya delik ve çatlakları karıştırarak beslenirler. (3)

Kelaynakların eski anıtsal yapılara, kitabe ve yazıtlara konu olduğu da anlaşılıyor. Göbeklitepe taş anıtlarda ve Mısır yazıtlarında kelaynaklara bire bir benzeyen hayvan tasvirlerinin bulunması, bu kuşların 12 bin yıldan daha fazla bir serüvenine sahip oldukları söylemek mümkündür.

Göbeklitepe Stellerin birinde kelaynaklara benzeyen bir tasvirin bulunması, o çağlarda avlanılan ya da kutsal sayılan hayvanlar arasında kelaynakların olduğunu söylemek olasıdır.

Ne yazık ki aynı durum Mısır yazıtlarında da var. Bereket ve bolluk sembolü olarak, Mısır Piramitlerinin duvarlarını süsleyen Kelaynak günümüze ulaşma başarısı gösterse de, baraj yapımları, zirai ilaçlar ve bilinçsizce avlanma soylarını tükenme tehlikesi yarattı.

Oysa kelaynak tam bir doğa dostudur. Toprağı eşeler, böcekleri yer, belki de tohum zincirinin doğru bir şekilde geleceğe aktarımını sağlar.

Bugün gelinen noktada tarım politikaları, kullanılan zirai ilaçlar, barajlar sistemi ve hibrit tohum birçok canlının yaşam alanlarını daraltıyor. Bu gerçekliğe rağmen, her gün biraz daha canlı yitimi devam ediyor. 

28 bin tür yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu değerlendirmeye alınan tüm türlerin yüzde 27’dir. (4)

Birkaç yıl önce bildiğimiz otlar, kuş ve canlılar biz farkına varmadan sessizce ortalıktan kalkıyor. Çünkü kullanılan zirai ilaçlar, bir yandan bazı zararlı böcek ve haşereleri yok ederken, yararlı olanları da ortadan kaldırıyor. Herkes bunu bilmesine rağmen, faydacı davranarak canlı yitimini görmezlikten geliyor.

Çeşitlilik azalıyor, ama ürün artıyor. İşte insanın gözünü karartan da bu oluyor. “Ürün artsın da ne olursa olsun” yaklaşımı, doğanın yitimine neden oluyor. DDT ve benzeri ilaçlar yasak olsa da, daha fazla kâr için kullanımında bir sakınca görülmüyor. Devletlerin yeterince meseleyi ciddiye almaması, sadece kârı kollaması canlı yitiminin giderek artacağını gösteriyor.

Kelaynaklar Fırat Havzası’nda şimdilik hüzünle uçuyor. Soylarının tükenme durumu kırmızı liste düzeyinde…

IUCN Kırmızı Listesi nedir?

1964 yılında kurulan uluslararası doğada nesli tükenmekte olan türlerin kırmızı Listesi hayvan, mantar ve bitki türlerinin küresel koruma statüsü hakkında dünyanın en kapsamlı bilgi kaynağı haline gelmiştir.

IUCN Kırmızı Listesi, dünyadaki biyolojik çeşitliliğin sağlığının kritik bir göstergesidir. Bir tür listesinden ve durumundan çok daha fazlası, hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğumuz doğal kaynakları korumak için kritik olan biyolojik çeşitliliğin korunması ve politika değişikliği için eylemleri bilgilendirmek ve katalize etmek için güçlü bir araçtır.

Kapsam, nüfus büyüklüğü, habitat ve ekoloji, kullanım ve / veya ticaret, tehditler ve gerekli koruma kararlarını bildirmeye yardımcı olacak koruma eylemleri hakkında bilgi sağlar.

Kaynak: Independent

Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği; yaşama yönelik artan tehditlere karşı, yurt genelinde faaliyet gösteren bir çok ekoloji örgütünün bir araya gelmesi ile 2018 yılında oluşmuştur.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top