Buradasınız
Ana Sayfa > Ekoloji > Doların yeşili için doğanın yeşili katlediliyor!

Doların yeşili için doğanın yeşili katlediliyor!

Bilim ve teknololojinin gelişmişlik düzeyi insanoğlunun tarih içindeki uygarlık yürüyüşünün adımlarını da, bu adımların hızını da belirleyebiliyor. İnsanoğlu, orta çağda başladığı coğrafi keşiflerini bugün bilim ve teknoloji sayesinde artık uzayın derinliklerini de keşfetmeye kadar yükseltmiş durumda. Bu nedenle yeni çağdan sonraki, ama bugünkü yüzyıldan önceki yüzyıllara kronolojik bir sıralamayla önce sanayi devrimi ile başlayan sanayileşme çağı, sonra da bu gelişmenin ardından bilim ve teknoloji çağı da deniyor. Bilim ve teknolojinin gelişmişlik düzeyi artık insanoğlunu uzaya kadar taşımaya başlayınca, yaşadığımız yüzyıl ayrıca uzay çağı olarak da adlandırılıyor.

İşte zurnanın zırt deliği burada belki de. Aslında günümüzde sadece bilim ve teknolojinin imkanlarını kullanıyoruz diye “uygarız” diyoruz, ama içimizdeki ilkellikten ise bir türlü kurtulamamışız hala. Çünkü bilim ve teknolojideki bu baş döndürücü hız, bu güce sahip olan egemenlerin de başını döndürüyor. İşte bu yılki “Dünya Çevre Günü“nde manzaraya bir de bu pencereden bakarak çok şeyler söylenecek gibi görünüyor.

Çünkü; bugünkü uzay çağında başka gezegenleri keşfe çıkıp buralarda yaşam var mı diye araya duralım, sonsuza kadar içinde yaşamak zorunda olduğumuz kendi gezegenimiz “Dünya”ya ise pek iyi baktığımız söylenemez. Bunun için Dünya Çevre Günü, Çevre Koruma Haftası, Toprak Bayramı, Erozyonla Mücadele Haftası gibi bazı gün ve haftalar da ilan edilmiş. Bunların yaşama geçirilişi, çevresel sorunlar ve bunlara neden olan etkenlerin ortaya konulup, çözüm yolları da gösterilerek ekolojik yaşama toplum olarak sahip çıkılmasını amaçlıyor.

Küresel ısınmanın bir başka anlamı!

Teknolojinin baş döndürücü hızla gelişimi bu güce sahip olan egemenlerin de başını öylesine döndürdü ki, bu durum kendilerinin dünyanın ve hatta doğanın da sahibi olduklarını düşünecek kadar bir sarhoşluk ve gözü dönmüşlük de aşılamış. Atmosferik ve iklimsel özelliklerde görülen bozulmalar (küresel ısınma, iklimlerde normal olmayan değişim, ozon tabakasındaki delinmeler, buzullardaki erimeler vs. gibi etkenler) nedeniyle artık günümüzde “ekoloji” konusu önem kazanıyor. Dünyanın da aslında “canlı” olduğu bilinciyle soruna bakıldığında, küresel ısınmadaki sürekli artış, ateşi sürekli yükselen bir insan için tanımlandığı gibi, gezegenimizin hastalandığı gerçeğini anlatan bir ayrıntı olarak da görülebilir. Dolayısıyla bu durum, dünya insanlığını günümüzde hiçbir zaman olmadığı kadar doğa ve ekolojik yaşam konusunda kafa yormaya, duyarlı olmaya, doğadaki ekolojik yaşamı sahiplenmeye yönelten nedenlerden biri.

Ekolojik yaşam rant kapısı haline getirildi!

Yaşadığımız çevre sorunlarına baktığımızda, daha çok sermayenin ve siyasi iktidarların tavrını eleştirmek zorunda kalıyoruz. Yapılan araştırmalara ve yaşanan gerçekliklere bakıldığında ortaya şu sonuç çıkıyor: Sermayenin doğaya karşı tutumu oldukça saldırgan! Özellikle Türkiye’de çevre kirliliği, çevre katliamı gibi çevresel tehditlerin oluşmasında en birinci sırada sanayileşmenin yer aldığı görülüyor. Doğaya saldırgan bir davranışa sahip sanayileşme, ancak “çarpık sanayileşme” olarak tanımlanabilir. Ekolojik dengenin bozulması ve çevre katliamlarında görülen en büyük yanlışlar; sermayenin doğayı meta gibi gören sakat anlayışı, siyasi iktidarların sadece sermayenin çıkarını kollayan tutumu, sermayenin çıkarı için çevrenin talan edilmesinin önünü açacak yasalar çıkarmasına dayanıyor.

AKP hükümeti aracılığıyla enerji üretimi bahanesi ile “uydurulan” çarpık enerji politikası doğrultusunda topluma dayatılan HES, RES, JES vb projeler, kendisini doğanın sahibi zannedecek kadar başı dönmüş kapitalist sistemin veya doğayı bir meta gibi algılayan gözü dönmüş sermayenin, doğadaki ekolojik yaşamı da sömürmeye yönelik geliştirdiği “doğayı sermayenin çıkarı doğrultusunda özelleştirme” tavrıdır da. Bu durumda yolsuzluk ve rüşvet çarkı artık ekolojik yaşamı da kapsarken, doğa ve ekolojik yaşam korkunç bir tahribatla karşı karşıya kalıyor. Öte yandan halkın mülkü acele kamulaştırmalarla elinden alınıp sermaye guruplarına peşkeş çekilirken, en verimli tarım alanları sermayenin çıkarı için feda ediliyor, halkın elinden suyun kullanma hakkının bile alınmak istenmesine kadar gözü dönmüş bir saldırganlıkla gerçekleştirilen ekolojik tahribatlar ortaya çıkıyor.

Çevre bakanlarının sözleri bir suçun itirafıdır!

İdris Güllüce’nin Çevre Bakanlığı koltuğunda otururken söylediği “Çevre, helal maldır” sözleri ürkütücüdür. Bir Çevre Bakanı, “çevre”ye tüm canlıların ortak yaşam alanı olarak değil de, “mal” gözüyle bakabilir mi? Bakan Güllüce’nin sözleri aslında ülkemizdeki sermayenin doğaya meta gözüyle baktığını, doğanın yaşam kaynaklarını kendi çıkarı için sömürmeye yöneldiğini ve neden çevreye karşı saldırgan bir politika izlendiğini açıklıyor. Bu nedenle Bakan Güllüce’nin sözleri aslında bir suçun da itirafıdır. Tıpkı daha önceki Çevre Bakanlarının sözleri gibi: 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonucu istifa etmek zorunda kalan önceki Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “Ben ne yaptıysam Başbakanın bilgisi dahilinde ve isteği üzerine yaptım” sözleri ve ondan önce bu bakanlık koltuğunda oturan Veysel Eroğlu’nun Turgutlu Çaldağı’ndaki madencilik için verdiği izni “Ne yapayım, İngilizler çok baskı yaptı, o yüzden istedikleri izni vermek zorunda kaldım” şeklinde açıklayan sözleri de bir suç itirafı değil midir?

Çevrenin bu kadar büyük tehdit altında olduğu, korkunç ekolojik tahribatların kapıya dayandığı Türkiye manzarasında, önceki dönem Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki’nin, makam koltuğuna oturur oturmaz açıkladığı “çevreyi put yapmışlar, sermayenin önünü açacağım” sözleri ile, kendisinden önce aynı koltukta oturan Çevre Bakanı Fatma Güldemet Sarı’nın “ÇED davaları yatırım düşmanıdır” sözleri de, yaşanan çevresel sorunların kaynağının görülebilmesi bakımından anlamlı. Çünkü normalde çevreden sorumlu bir bakanın tutumu ve söylemi asla bunlar olamaz! Öyleyse, Türkiye’de gerçekte çevre bakanlığının olmadığını düşünmek ve söylemek zorundayız. Adı mevcut hükümetçe Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak değiştirilen bu bakanlıktaki “çevre” kavramı sadece bir tabela ve aldatmacadan ibaret, çünkü sadece “şehircilik” konusu işlev görmektedir.

Doların yeşili için doğanın yeşili katlediliyor!

Çevre Bakanı Güllüce’nin “çevre helal maldır” sözü ve diğer çevre bakanlarının her birinin kendi sözleriyle ifade ettiği gibi, sermayenin doğayı sadece bir meta olarak gördüğü bir sistemde, izlenen yanlış ekonomi, tarım ve çevre politikalarının yarattığı bir başka sonuç; doğadaki ekolojik yaşam sermaye için “rant kapısı” haline getirilmiştir.  Doların yeşili için doğanın yeşili katledilmektedir. Bu kâr hırsının yarattığı dramda ise, insanların ortak yaşam alanlarına kadar gelip dayanan sermayenin çevreye karşı saldırganlığı ile yaratılan “tarihin en büyük ekolojik tahribatı” nedeniyle, artık insanca yaşam hakkı da tehdit altına girmiştir. Bu nedenle de doğayı kendi hükümeti ve devletine karşı korumaya çalışan bir toplum haline geldik! Gelmeliyiz!

Ancak bilmemiz gereken bir başka şey de var: Çevreye karşı böylesi gözü dönmüş saldırgan politika izleyenler, doğanın sahibi imiş gibi davranmaya devam ettikleri müddetçe, bu durum kendilerini sadece “çevre suçlusu” ve “doğa katili” yapacaktır. Doğanın yaşayan en büyük canlı olduğunu biliyorsak, kendisini kirleten ve katledenleri kesinlikle bağışlamayacağını da bilmeliyiz. Ve insanoğlu “ben doğanın hakimiyim” yanılgısına düşerse, doğanın intikamı korkunç olur!

Greta Thunberg: Küresel İklim Hareketinin 16 Yaşındaki Öncüsü

Dünya Çevre Günü için kaleme aldığım bu yazıda, küresel iklim hareketinin 16 yaşındaki öncüsü İsveçli Greta Thunberg‘in kulaklarını anlamlı bir şekilde çınlatmak da isterim, kendisiyle şöyle bir paylaşım yapabilmek için:

— Biliyor musun sevgili Greta, Berkin Elvan‘ın anne ve babasının seni de Berkin’i sevdikleri kadar çok sevebileceklerini düşünüyorum. Kendi çocukları Berkin senin gibi 16 yaşında olamamıştı bile! Öldüğünde daha 15’ti yaşı ve sadece 16 kiloydu. Ama inan bana, cenazesinde dünyanın en ağırı olmuştu onun tabutu. Çünkü ölmeden önce Berkin, tabuta dönüşebileceğini asla bilemezdik, bizim memlekette adına “nimet” de dediğimiz bir ekmeğin!

Biliyor musun sevgili Greta, İsveç’te yaşıyor olmandan dolayı belki de şanslı bir çocuksun. Daha 16 yaşında dünya çapında tanındın, “küresel iklim hareketinin öncüsü genç aktivist” oldun. Ama annesine ekmek almak için çıktığında, kendisini hedef almış bir gaz fişeği mermisinin şakağına saplandığı Berkin, devlet ve hükümet yetkililerince bir de “terörist” ilan edildiğinde, 14 yaşındaydı daha!

Erken ölüyor bizde çocuklar Greta!
Ve bu yüzden şunu da bilmelisin:
Berkin Elvan’ın uçurtmayı ne kadar çok sevdiğini!…

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Doların yeşili için doğanın yeşili katlediliyor!” hakkında bir düşünce

  1. “Çevreye karşı böylesi gözü dönmüş saldırgan politika izleyenler, doğanın sahibi imiş gibi davranmaya devam ettikleri müddetçe, bu durum kendilerini sadece “çevre suçlusu” ve “doğa katili” yapacaktır. Doğanın yaşayan en büyük canlı olduğunu biliyorsak, kendisini kirleten ve katledenleri kesinlikle bağışlamayacağını da bilmeliyiz. Ve insanoğlu “ben doğanın hakimiyim” yanılgısına düşerse, doğanın intikamı korkunç olur!”

Bir cevap yazın

Top