Buradasınız
Ana Sayfa > Arkeoloji > Turgutlu Çal Dağı’ndaki antik yerleşimler

Turgutlu Çal Dağı’ndaki antik yerleşimler

İnsanoğlu iki ayağa üzerinde doğrulup da yürümeye başladığı andan itibaren bu yürüyüşünü günümüze kadar halen sürdürüyor. Bu yürüyüşün tarih boyunca izlediği güzergâh ise, uygarlık tarihini anlatır.

İlk olarak yürüyerek mağaradan çıkan insanoğlu, hayvanları eğitip de “hayvancılık” yapmayı öğrendi. Hayvancılık nedeniyle de böylece kabileler halinde göçebe hayata geçiş başladı. Bu göçebe yaşam sırasında zamanla doğayı, mevsimleri ve toprağı da keşfeden insanoğlu, böylece süreç içinde giderek tarıma da yöneldi. “Tarıma yöneliş” de, varlıkları ve yaşamlarını sadece hayvancılıkla sürdüren göçebe topluluklar için “yerleşik yaşama geçiş”in de başlangıcı anlamındadır. Yani insanlığın uygarlık tarihi süreci içinde yerleşik yaşama geçişinin temelinde tarıma yöneliş yer alır. Bu nedenle de kabileler veya göçebe toplulukların yerleşik yaşama geçişlerinde kendilerine yerleşim alanı olarak seçtiği bölgeler, tarıma en elverişli yerler, yeşil ve sulak alanlar olmuştur daima.

İşte dünyanın en önemli tarım bölgelerinden olan Manisa ovası ile bu ovanın coğrafi bakımdan da en stratejik yerleşim yerlerinden olan Turgutlu yöresi ve bu yöreye yerleşim de bu bakımdan büyük bir anlam taşır. Turgutlu ve yöresine tarih boyunca yapılan tüm yerleşimlerin taşıdığı anlam, toprağının verim ve bereketi, yeşil ve sulak alan olmasıdır.

Çaldağı sit alanı olmalıdır

Turgutlu ilçesi, bugün 170 bini aşkın nüfusu ile “büyük ilçe” statüsüne sahip, Ege Bölgesi’nin en büyük ilçelerindendir. Dünyanın en bereketli toprakları üzerinde kurulmuş olan Turgutlu, bu nedenle tarih boyunca yurdun her yerinden sürekli göç almış, mozaik olarak adeta Türkiye’nin minyatürü gibidir. Bu özelliği nedeniyle Osmanlı Devleti döneminde kazandığı “kasaba” unvanı ile eski adı “Kasaba” olarak bilinen tek yerleşim yeridir. Dünyanın 7 tarım harikasından biri olan Gediz Havzası‘nın en bereketli topraklarının yer aldığı Manisa Ovası’nda, ülkenin gözbebeği durumundaki bir tarım cennetinin en önemli yerindedir. Ancak son yıllarda ise 12 km kuzeyindeki Çaldağı‘na kurulan nikel maden işletmesi tesisleri nedeniyle vahşi madencilik projesinin merkezi haline gelmekle karşı karşıya kaldı.

Dünyanın hiç bir ülkesinde izin verilmeyen bir madencilik projesi, nikel madenciliği adı altında bu toprakları 18 milyon ton sülfürik asitten geçirecek. Bu madenin faaliyete geçmesi durumunda, ülkenin gözbebeği bu cennet topraklar, dünyada ilk kez uygulanmak istenen bir madencilik projesi için 18 milyon ton sülfürik asitin kullanılacağı bir kimyasal “laboratuar”, halk da böyle bir laboratuarda “kobay” haline dönüştürülmüş olacak. Dünyanın en bereketli topraklarında yaşadıklarının bilincindeki yöre halkı ise, tüm Gediz vadisini büyük çevre felaketi ile tehdit eden bu vahşi madenciliğe karşı yıllardır büyük bir yaşam mücadelesi veriyor…

Böylesine dünyanın bile gözbebeği olacak kadar en verimli topraklar olan Manisa ovasının hem yerleşim, hem de coğrafi bakımdan stratejik bir bölgesinde yer alan Turgutlu’nun tarih boyunca sürekli göç alarak, geçmişte “kasaba”, günümüzde de “büyük ilçe” statüsünü daima koruması, bir çok yönden de çok anlamlı. Dolayısıyla 12 km kuzeyindeki Çaldağı’nda işletilmek istenen nikel madeni, tüm Gediz vadisini ciddi bir çevresel felaketle tehdit ederken, tarihi arkeolojik yapısını da korkunç bir şekilde tahrip edecek bir tehdit özelliği de tehdit özelliği de taşıyor.

Fotoğraf: Senih GÜRMEN (Hürriyet Gazetesi)

Turgutlu’nun 12 km kuzeyinde yer alan, 8 ayrı tepeden oluşması nedeniyle “Aysekiz Tepesi”, halk arasında da kimi zaman “Ayşekızı Tepesi” diye de adlandırılan Çal Dağı, 1034 m yüksekliğindedir. Çal Dağı kütlesi tektonik hareketlerden etkilenmiş, güney ve doğusundaki fay diklikleriyle ova tabanına inmektedir. Çal Dağı’ndaki tektonik depresyonların tabanı alüvyal ovalar şeklinde gelişme göstermiştir. Bu ovaların güney kenarları boyunca yer alan koni ve yelpazelerin üzerinde büyük yerleşim alanları kurulmuştur. Irlamaz Deresi‘nin oluşturduğu yelpaze üzerinde de Turgutlu kurulmuştur.

Çaldağı ve çevresinde antik yerleşimler

Prof. Dr. Hasan Malay ve Doç. Dr. Cumhur Tanrıver’in raporu

Geçmiş antik dönemde Lidya uygarlığının da sınırları içinde bulunan Çal Dağı ve çevresi, ayrıca Pers uygarlığı, Helenistik, Erken ve Geç Bizans dönemlerinin de izlerini taşıyan bir çok antik yerleşime sahne olmuş, tarih boyunca pek çok uygarlığı bağrında taşımıştır. Çaldağı, gerek etrafında, gerekse eteklerinde saptanan antik kalıntılar nedeniyle, Anadolu’nun en eski uygarlıklarından olan Lidya uygarlığının arkeolojisi ve antik tarihi açısından da hayli önem taşımaktadır.

  • Yukarıdaki harita, Çal Dağı ve etrafındaki antik kent ve köylerin yerleşim ve dağılımını göstermektedir

2009 yılında Turgutlu’ya gelerek Çaldağı ve yöresinde arkeolojik inceleme ve araştırmalarda bulunan Prof. Dr. Hasan Malay ve Doç. Dr. Cumhur Tanrıver’in inceleme ve araştırmaları sonucunda hazırladıkları rapor, çok önemli ve anlamlıdır. Prof. Dr. Malay ve Doç. Dr. Tanrıver, bu raporun son bölümünde gözlem ve izlenimlerini de şu yorumla aktarıyorlar: “Çaldağı’nın güney kısmının, özellikle nikel madeni işletmesine ait fabrika alanının kuzeydoğusunda yer alan arazinin, çok zengin antik kalıntılar içerdiği, bu nedenle bu alanda detaylı bir arkeolojik inceleme yapılmasının zorunlu olduğu düşünülmektedir. Bu alandaki çeşitli yol inşa çalışmalarının antik kalıntılara zarar verdiği açıktır. Bu nedenle, bu alandaki madencilik faaliyetleri derhal durdurulmalı, Çaldağı’ndaki önemli arkeolojik kalıntıların koruma altına alınması sağlanmalıdır.”

Çevrecilerin de destek verdiği bu arkeolojik inceleme ve araştırmalar sonrasında, Çaldağı’ndaki antik kalıntıların yer aldığı bazı bölgelerin sit alanı kapsamına alınması sağlanabildi. Ancak halkın çok tepki gösterdiği bu nikel madencilik projesini uygulamak için Çaldağı’na konuşlanan İngiliz European Nickel şirketinin yoğun tepkilerin sürmesi nedeniyle tesisleri ve paravan Sardes şirketini bir VTG Madencilik adında bir Türk firmaya devrederek ayrılmasının ardından ise, aynı projeyi sürdürmek amacıyla gelen VTG Madencilik şirketinin attığı ilk adımlardan biri, buraların sit alanı içinde yer almadığına dair kararlar çıkartılması şeklinde oldu. Bu da, bu vahşi madencilik faaliyetinin sadece doğa tahribatı değil, aynı zamanda tarihi ve kültürel dokuyu da ortadan kaldırıcı şekilde bir tahribat yarattığını anlayabilmek bakımından anlamlıdır.

Fotoğraf: Senih GÜRMEN (Hürriyet Gazetesi)

Çaldağı civarındaki tarihi ve arkeolojik dokunun ne kadar büyük anlam ve önem taşıdığını anlayabilmek açısından Prof. Dr. Malay ve Doç. Dr. Tanrıver’in hazırladığı raporun bazı bölümlerinden alıntılar yaparak bu konuyu örneklendirelim.

Gediz Nehri’nin hemen kuzeyinde yer alan Çaldağı’nın kuzey batısında tarihi Hyrkanis kenti yer almaktadır. Bu ismi de muhtemelen Hazar Gölü civarında yaşayan Hyrkanis halkının, o dönemde Anadolu’da Lidya uygarlığı üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan Persler tarafından buraya yerleştirilmesi sonucu almış olduğudur. Öte yandan bazı epikrafik buluntular, kuruluşu bu döneme kadar eskiye giden bu antik kentin, Helenistik, Roma ve Bizans devirlerinde de yerleşime sahne olduğunu göstermektedir.

Ayrıca Anadolu’da Helenistik devirde de Agatheira adlı bir Makedon köyünün de bu yöreye yakın yerlerde kurulduğu bilinmektedir. Yine Hyrkanis arazisinde yer alan antik Lamyana ile Dareioukome adlı bir diğer antik köy de köklerinin Pers dönemine gittiğini gösteren buluntular olarak değerlendirilmektedir.

1885 yılında yöredeki Dereköy’de bulunan ve şimdi kayıp olan eski bir Grekçe yazıt, , bu civarda bir Demeter Karpophoros (Bereket Getiren Demeter) tapınağının bulunduğunu göstermektedir. Yazıtın çevirisi ise şöyledir: “Dareioukome köyü sakinleri, bu tapınağı bereket getiren görkemli Tanrıça Demeter ve Tanrı Augustuslar ve Kutsal Roma Senatosu ve Roma Halkı için yaptırdı. Eserin müteahhitliğini Lucius Antonius Rufus yaptı.” (Tituli Asiae Minoris V, 1, no, 1335)

Bölgede uzun yıllar araştırma yapan alman araştırmacı Peter Herrmann’a göre, Çaldağı’nın kuzeyi ve batısı Hrykanis arazisi içinde kalmaktaydı. Bu durumda, Çaldağı’nın güney kısmının, bugün henüz kesin lokalizasyonu yapılmamış olan, ancak Sipylos dağının doğusundaki Çobanisa köyü yakınlarında yer aldığı düşünülen antik Mostene kentine ait olduğu düşünülebilir. Ancak adını bazı antik yazarlardan, sikkelerden ve bir yazıttan bildiğimiz Mostene kenti hakkındaki bilgiler hala çok sınırlı.

Çal Dağı’ndaki bilinen arkeolojik buluntular:

Çal Dağı’nın güney bölümünde önceki yıllarda ele geçen bazı arkeolojik buluntular ve bazı araştırmalar da, bölge tarihi hakkında bilgiler vermektedir. Örneğin; Lydia arkeolojisi konusunda yaptığı kapsamlı çalışması bu yıl yayınlanmış olan Ch. H. Roosevelt, Çal Dağı’nın güneybatı kısmında yer alan Temrek köyünde Orta-Geç Lydia dönemine (M. Ö. 7-4. yüzyıl) dağın güneydoğu kısmında yer alan Musacalı köyünde ise Geç Lydia dönemine (M. S. 6. yüzyıl ortası – geç. 4. yüzyıl) ait bazı önemli buluntulardan söz etmektedir. Örneğin Temrek köyünde ya da Çal Dağı’’nda bundan 60-70 yıl kadar önce bir sikke definesi bulunduğu bilinmektedir. Yaklaşık olarak 2000 gümüş sikke içeren bu define M. Ö. 5. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Yine Temrek köyünde 1938 yılında mermerden küçük bir aslan heykeli bulunmuş ve Manisa Arkeoloji Müzesi’ne getirilmiştir. (Resim 2) Bu heykel de M. Ö. 5-4.yüzyıllara tarihlenmektedir. Roosevelt ayrıca, Temrek’in güneyinde ve batısında sekiz tümülüs bulunduğunu ve köyün hemen üzerinde bir kalenin yer aldığını da belirtmektedir. (Roosevelt, s. 217)

  • Yukarıda, soldaki kabartma figürlü stel M. Ö. 6-5. yüzyıla ait olarak düşünülmekte, Manisa Müzesi’nde, envanter nosu 7759 olarak muhafaza edilmektedir. Sağdaki aslan heykeli de Temrek köyünde bulundu. (Manisa Müzesi, Envanter no: 28)

Bugün Manisa Arkeoloji Müzesi’nde korunmakta olan ve üzerinde manto giymiş bir erkek tasviri bulunan bir stelin de Musacalı köyünde bulunduğu bilinmektedir. (Resim 3) Bu stel, M. Ö. 6. yüzyılın ortası ile 5. yüzyıl sonlarına tarihlenmektedir. Yine Roosevelt, Musacalı’nın çevresinde ve kuzeyinde 8 adet tümülüs saptamış bulunmakta ve bu köyün kuzey-kuzeybatısında Kaletepe olarak isimlendirilen bir tepede tarihi belirlenemeyen bir kale olduğuna dair söylentiler bulunduğu da belirtilmektedir. (Roosevelt, s. 217)

Çal Dağı’nda yeni buluntular ve gözlemler:

2009 yılında Lydia bölgesinde sürdürdüğümüz epigrafik yüzey araştırmalarının bir parçası olarak Çal Dağı’nda yaptığımız araştırma sırasında, Roosevelt’in sonuçlarını doğrulayan bulguların yanı sıra bazı yeni verilere de ulaşmamız mümkün olmuştur.

  • Yakın zamanda yapılan yol yapım çalışmaları sırasında tahrip olan Bizans mezarlarını ve yakın çevresindeki tümülüs mezarları gösteren uydu fotoğrafı (Google Earth’den)

Bu araştırma sırasında, Çampınar-Musacalı köyleri arasında, Sardes Maden şirketinin kuzeydoğusunda ve Musacalı’nın ise kuzeybatısına düşen arazide son zamanlarda iş makinaları ile bir yol açıldığı saptanmıştır. Yol kenarında ve toprak kesitlerinde yapılan incelemelerde, bu yol çalışmaları sırasında Erken Bizans dönemine ait bir mezarlık alanının tahrip edildiği anlaşılmıştır. (Bak: Resim 4, 5 ve 9) Etrafa dağılan parçalardan, bu alanda pişmiş toprak kiremitlerden yapılan basit mezarların (Resim 7) da varlığı saptanmıştır.

Burada saptanan ve üzerine kazınarak yazılmış Grekçe yazı bulunan ve Manisa Müzesi’ne teslim edilen bir seramik parçası, bu alanın Erken Hristiyanlık dönemine tarihlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. (Resim 8)

  • Resim 5: Yol yapım çalışmalarında tahrip olan mezarlığın Çaldağı’ndaki konumu
  • Resim 6: Yol yapımı sırasında tahrip olmuş bir kiremit-mezar
  • Resim 7: Yol yapım çalışmalarında tahrip olmuş bir oda-meza

Bu alanda saptanan düzgün olarak kesilmiş bir anakaya blokunun da, buradaki daha erken bir yerleşime işaret ediyor olması mümkündür. (Resim 10)

  • Resim 8: Yol yapımı sırasında tahrip olan mezarlıkta bulunan yazıtlı bir kiremit parçası (Yazıtta olasılıkla bir Hristiyan duası yer almakta)
  • Resim 9: Nikel Maden şirketi tesislerinin kuzeydoğusundaki mezarlık alanı
  • Resim 10: Mezar alanındaki işlenmiş anakaya

Araştırma sırasında, tahrip edilmiş mezarlık alanının doğusunda ve Musacalı köyünün kuzeybatısına düşen arazide, açılmış be kısmen tahrip edilmiş iki Tümülüs görünmüştür. (Bu iki tümülüsü gösteren bir uzak fotoğrafı için bakınız Resim 4.) Bunlar olasılıkla, Roosevelt’in sözünü ettiği tümülüs gurubuna dahildir. Tümülüslerden güneyde yer alan dikdörtgen odalı, düz damlı bir mezar odasına sahiptir. (Resim 11) Bu tümülüsün içinde de olasılıkla bit lahit bulunuyordu. Kuzeyde yer alan tümülüsün ise dikdörtgen planlı ve sahte tonozlu bir çatı örtüsüne sahip olduğu anlaşılmıştır. (Resim 12) Bu tümülüsün işlenmemiş taşlardan yapılmış bir dromos’u olduğu da anlaşılmaktadır. Ayrıca, tümülüsün yanında, dromos’un girişinde yer alan bir tören alanının önüne dikilen stellerin kaidelerine de rastlanmıştır. (Resim 13) Bu iki tümülüsü, Persler’in Lydia’ya hakim oldukları döneme, diğer bir deyişle M. Ö. 6-4. yüzyıla tarihlemek mümkün görünmektedir.

  • Resim 11: Güneydeki dikdörtgen odalı bir tümülüs
  • Resim 12: Kuzeydeki dikdörtgen odalı ve sahte tonozlu Tümülüs
  • Resim 13: Güneydeki tümülüsün yanında bulunan stel kaidesi

Yine bu araştırma sırasında, Çal Dağı’nın güneybatısında ve Temrek köyüne yakın olan kesiminde yaptığımız incelemelede de, M. Cocceius isimli bir Roma vatandaşının tanrı Apollo Cissauliddenus’a sunduğu Latince bir adak yazıtı bulunmuştur. Olasılıkla M. S. 1. yüzyıla ait bu yazıta göre, adak sahibi Cocceius, Roma İmparatoru Nerva’nın özgür bıraktığı bir köle idi. (Resim 14)

Ayrıca, Latince yazıtın yakınlarında saptanan ve üzerinde birkaç kabartması bulunan bir mimari parça (Resim 15), bu alanda erken Bizans dönemine ait bir yerleşme ya da bir kale olabileceğini düşündürmektedir…”

  • Resim 14: Roma İmparatoru Nerva’nın azat ettiği bir köle olan M. Cocceius’un, Apollon Cissauliddenus’a sunduğu Adağın kaidesi. (Kaide üzerinde olasılıkla bir heykel yer almaktaydı.)
  • Resim 15: Latince yazıtın yakınlarında bulunan ve üzerinde bir Haç kabartması olan bir mimari eleman parçası.

SONUÇ OLARAK:
Prof. Dr. Hasan Malay ve Doç. Dr. Cumhur Tanrıver, Çaldağı ve yöresinde yaptıkları inceleme ve araştırmalarını henüz tamamlamamışlardı. Buna rağmen, şimdiden ortaya çıkmaya başlayan manzara karşısında, araştırma ve incelemeleri sonucu oluşan bu raporu, tarihi bir sorumluluk duyarak, 18 Kasım 2009 tarihinde şöyle açıkladılar:

“Çal Dağı’nın güney kısmının, özellikle nikel maden şirketi işletmesine ait fabrika alanının kuzey doğusunda yer alan arazinin, zengin antik kalıntılar içerdiği ve bu nedenle bu alanda detaylı bir arkeolojik inceleme yapılmasının zorunlu olduğu düşünülmektedir. Bu alandaki maden tarafından yapılan çeşitli yol inşaat çalışmalarının antik kalıntılara zarar verdiği açıktır. Bu nedenle, bu alandaki maden çalışmaları derhal durdurulmalı ve Çaldağı’ndaki önemli arkeolojik kalıntıların koruma altına alınması sağlanmalıdır. Çaldağı’ndaki madencilik işletmesi, sadece doğayı değil, tarihi-kültürel ve arkeolojik dokuyu da korkunç bir saldırganlıkla tehdit etmektedir!…”

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top