Buradasınız
Ana Sayfa > Bilim > Delilik hali | Özer Akdemir

Delilik hali | Özer Akdemir

Aslında “delilik hali” tanımlaması kapitalizmi son derece doğru tariflemektedir. Bir bakıma bütün dünyanın baş etmeye çalıştığı koronavirüse benziyor kapitalizm. Var olabilmek için içine girdiği vücudun kaynaklarını sonuna kadar sömüren, bunu, vücudun ölmesi durumunda kendisinin de öleceğini bilmesine rağmen yapmaktan kendini alamayan bir virüsün delilik hali!

2012 yılının baharında Çin’in Yunnan eyaletindeki bir maden işletmesinde 6 işçi gizemli bir hastalığa yakalanır. İşçilerden üçü yaşamını yitirir. Hastalığa “RaBtCoV / 4991” adı konulan bir virüsün neden olduğu zatürre teşhisi konularak işçiler de hastalık da unutulur. Sadece işçilerin tedavilerini yapan bir doktor hastalıkla ilgili bulguları yüksek lisans tezinde işler. Aradan 7 yıl geçtikten sonra Kovid-19 pandemisi ile ilgili araştırma yapan bilim insanları bu yüksek lisans tezini tozlu rafından indirerek tekrar inceleme gereği duyarlar. Sonrasında 15 Temmuz 2020 tarihinde Independent Sceince News’de yayımlanan makalede şunları yazarlar; “Kovid-19 salgınının kökenleri hakkında bildiğimizi düşündüğümüz her şeyi yeniden gözden geçirmemize neden oldu. Ayrıca, 2012’de bir madende görülen görünüşte izole edilmiş bir hastalık salgınının 2019’da küresel bir salgına yol açtığı teorisini geliştirmemizi sağladı.”

Bilim insanları bütün dünyayı kasıp kavuran SARS-CoV-2’nin kökeninin 2012 yılındaki 6 madencide görülen gizemli hastalıkta aranması gerektiğini ileri sürmekteler. Onlara göre madencilerin vaka geçmişleri yeni SARS-CoV-2 virüsünün tüm temel özelliklerini barındırdığı gibi virüs Kovid-19’a neden olan SARS-Cov-2’ye genetik olarak yüzde 96,2 oranında benzemektedir. Bilimciler bu virüsün mutasyona uğrayarak Kovid -19 salgınına neden olduğunu iddia ediyorlar.

5 Ağustos 2020 tarihinde yayımlanan başka bir çalışmada, insan eliyle tahrip edilmiş tabiat alanlarında Kovid-19 gibi zoonotic (Hayvandan insana geçen) virüslerin varlığı en az 2,5 kat ve virüslerin insan yaşam alanlarına geçişinin ise yüzde 70 arttığı ortaya kondu. Başka bir çalışmada da pandemi için harcanan paranın yalnızca yüzde 2’sinin bile doğayı korumak için harcanması durumunda gelecekteki salgınların engellenebileceği ifade ediliyor.

“Gelecekteki salgınlar” meselesinin altını aslında kalın harflerle çizmek gerekiyor. Yine bilim insanlarına göre Kovid-19 bu tür salgınlar için bir başlangıç olabilir: “Hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar her yıl 700 bin ölüme neden olsa da, gelecekteki salgın olasılıkları çok fazla. Memelilerde ve su kuşlarında insanları hasta edebilecek henüz tanımlanmamış 1 milyon 700 bin kadar virüs olduğu düşünülüyor. Bunlardan herhangi birisi Kovid 19’dan daha yıkıcı ve öldürücü olabilecek şekilde gelecekteki X hastalığı olabilir.”

Bundan 10 yıl öncesinde yayımlanmış Koronavirus gibi zoonotic virüslerin, insan kaynaklı çevresel faktörler – madencilik faaliyetleri ve iklim değişikliği gibi nedenlerle sürekli mutasyon geçirdiğine dikkat çekilen onlarca bilimsel makale bulunmakta. Yani aslında pandemi sessiz sedasız değil, bağıra çağıra gelmiş!..

Öte yandan yayımlanan onlarca bilimsel makale ve araştırma tıpkı on yıl öncesinden bilimin koronavirüs konusunda yaptığı uyarının bir benzerini yapıyor. Çalışmalara göre önümüzdeki 20 yılda iklim değişikliği, yeni bölgelerde yeni hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan en önemli sorun olacak.

“İklim değişikliği, aynı zamanda hastalık taşıyıcı mikropların ve taşıyıcılarının da evrilmesine yol açıyor. Hastalık yapıcıların sürekli dönüşümü ve yeniden birleşimi başka biçimlerdeki hastalıkların yayılmasına ve sürmesine neden oluyor.”

Yani bu tür salgınların nedenlerini uzakta aramaya hiç gerek yok. The Guardian gazetesinde 27 Nisan 2020 tarihinde yayımlanan makalenin başlığı bile aslında sorunların kaynağına ve çözüm yoluna ışık tutmakta; “Dünyanın en iyi bilim insanları, doğanın yok edilmesini durdurun veya daha da kötü salgınlara maruz kalın”.

Makalede salgının sorumlusu çok açık bir şekilde ifşa ediliyor; “Kovid-19’un sorumlusu tek bir tür var; o da biziz. Son dönemdeki salgınlar, insan faaliyetlerinin doğrudan sonuçları, özellikle de her ne pahasına olursa olsun ekonomik büyümeye önem veren küresel mali ve ekonomik sistemlerimiz.”

Yukarıda yer verdiğim bütün bilgileri aldığım yer bir dava dilekçesi aslında. Çevre hukukunun önemli isimlerinden Av. İsmail Hakkı Atal tarafından hazırlanıp, geçtiğimiz günlerde Ankara Nöbetçi İdare Mahkemesi Başkanlığına gönderilen dava dilekçesinde aralarında Ekoloji Birliği bileşenleri, Adana Tabip Odası, Ziraat Mühendisleri Odası gibi birçok kurum, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü‘nün açıkladığı 766 maden ihalesinin iptal edilmesini istiyor.

Dilekçede, onlarca bilimsel makaleye, pandemi ile ortaya çıkan yeni bulgulara, ülkemizdeki madencilik ve diğer çevresel sorun yaratan faaliyetlerin yol açtığı yıkımlara vurgu yapılıyor. “Madencilik faaliyetleri aynı zamanda iklim değişikliğine de neden olmaktayken, iklim değişikliği de koronavirüs salgınlarına neden olan diğer önemli sebeptir. Önümüzdeki 20 yılda iklim değişikliği, yeni bölgelerde yeni hastalıkların ortaya çıkmasına neden olan en önemli sorun olacak”.

Dilekçede, “kapitalizmin başat aktörlerinden biri” olarak tanımlanan madencilik faaliyetlerinin, iklim krizi, su, hava ve orman varlığı üzerindeki etkisi, pandeminin tüm bunlarla ilişkisi, iklim krizinin yol açtığı-açacağı göçler ve bunun sosyoekonomik etkileri vs. gibi konulara da değinilmekte.

Maden ihalelerinde hiçbir kamu yararının olmadığının altı çizilirken “İçecek suyumuz -tarımsal üretim yapacak toprağımız -yiyecek ekmeğimiz- nefes alacak havamız olmadığı takdirde hiçbir işe yaramayacak olan; insan organizasyonu kurumlar tarafından değer izafe edilmiş adına ‘para’ denilen kağıt parçaları uğruna, geleceğimizin yok edilmesi bir delilik halidir” deniliyor.

Aslında “delilik hali” tanımlaması kapitalizmi -hele ki günümüzde- son derece doğru tariflemektedir. Bir bakıma bütün dünyanın baş etmeye çalıştığı koronavirüse benziyor kapitalizm. Var olabilmek için içine girdiği vücudun kaynaklarını sonuna kadar sömüren, bunu, vücudun ölmesi durumunda kendisinin de öleceğini bilmesine rağmen yapmaktan kendini alamayan bir virüsün delilik hali!..

Görünen o ki, yaşanabilir bir gelecekten söz etmek ancak bu delilik halinin yok edilmesi ve yerine doğayla barışık-uyumlu yeni bir sistemin kurulabilmesi ile olanaklıdır.

Kışladağ Altın Madeni yakınlarında ölü doğan yavrusuyla vedalaşan koyun | Fotoğraf: Özer Akdemir / Evrensel
Özer Akdemir
Özer Akdemir
1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top