Buradasınız
Ana Sayfa > Dünya > AP madencilikte siyanür kullanımının yasaklanmasını istiyor

AP madencilikte siyanür kullanımının yasaklanmasını istiyor

Doğada yaratılan ekolojik bir yıkım varsa eğer, insanca yaşam hakkı da tehdit altına girer!

Yazımın başlığı bu: Avrupa Parlamentosu madencilikte siyanür kullanımının yasaklanmasını istiyor! Başlık da bir gerçek, çünkü gerçek bir kararı ve haberi duyuruyor.

2010 yılının 28 Mayıs günü yazmıştım bu haberi. Avrupa Parlamentosu’nun 5 Mayıs 2010 tarihinde tüm Avrupa Birliği ülkelerine hükümetler nezdinde bildirilmek üzere aldığı karardı ve madencilik sektöründe siyanür kullanımının kesinlikle yasaklanması gerektiğini, 2011 yılından itibaren de tüm Avrupa Birliği ülkelerinde bu yönde uygulamalara başlanılmasını istiyordu.

Peki neler olmuştu da Avrupa Parlamentosu (AP) böyle bir konuyu görüşüyor ve neden böyle bir karar alıyordu?

2000 yılında Romanya’nın Baia Mare bölgesinde meydana gelen ve 120 ton siyanürün Tuna Nehri’ne sızması ile sonuçlanan kaza, 2006 yılında Avrupa Birliği tarafından Maden Atığı Yönergesi (Mining Waste Directive) ve Su Çerçeve Yönergesi (Water Framework Directive) konularının madenciliğin çevre üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle ele alınıp kararlaştırılmasına neden olmuştu. Avrupa Parlamentosu’nun siyanür ile ilgili böyle bir karar almasını en çok tetikleyen ise, Birleşmiş Milletler tarafından 2010 yılının “Uluslararası Biyolojik Çeşitlilik Yılı” olarak kabul edilmesiydi.

Benim bu habere ulaşmam ise bir rastlantı sonucu oldu. Ülke gündemi sıcaktı ve yeni gelişmelere gebeydi. TBMM’nin gündemine madencilik ile ilgili bir “Yeni Yasa Tasarısı” getirilmişti ve yine bir geceyarısı jet hızıyla karar alınmasının altyapısı hazırlanıyordu. Tüm çevre örgütleri dikkatle süreci takip etmeye çalışıyordu… Bir hafta önce Çaldağı’ndaki maden şirketine karşı “orman tahsis izni” konusunda açtığımız davayı kazanmıştık. Bunun ardından TBMM’ye vermek üzere hazırlandığımız yeni bir soru önergesi için yararlanmak üzere sülfürik asit liç yöntemi konusundaki bilgileri geliştirmek amacıyla internette bazı yabancı siteler arasında dolaşırken, birden dikkatimi çekmişti bu haber. 3 gün önceki bu habere göre, AP tarafından madencilikte siyanür kullanımının yasaklanması isteniyordu.

Harika bir haber ve harika bir zamanlamaydı elbette. Türkiye’de “yeni madencilik yasası” kılıfı içinde AKP Hükümeti tarafından bir “yağma yasası” çıkarma hazırlıkları yapılırken, Avrupa’da ise böyle bir gelişme yaşanıyordu. Bir arkadaşımın da yardımı ile İngilizceden daha düzgün şekilde çevrimini yaptıktan sonra, haberi hemen yapıp yetişebildiğim en geniş kesime kadar dağıtım ve paylaşılmasını sağlamaya çalıştım. Hatta böylece Özgür Özel‘in Gördes nikel maden işletmesi için verdiği soru önergesi içine de bu konuyu sokma şansı bulabildik…

Ne mi oldu sonra? Özgür Özel’e “Avrupa Parlamentosu böyle tavsiyelerde bulunuyor bazen, ama bu sadece bir tavsiye” cevabı verildi. Avrupa’da da durum aslında aynı mecrada gelişmekteydi. Altın lobileri bu kararın hemen ardından harekete geçmişti. Hükümetler üzerinde baskı oluşturulmaya başlanmış, AB üyesi ülkelerdeki hükümetler üzerinde nüfus ve etkilerini kullanarak, bu karara itibar edilmemesi için yoğun lobi faaliyetlerine girişilmişti bile, AP’nin bu kararının madenciliğin çöküşü sonucunu getireceğini ileri sürerek. Doğada yarattıkları ekolojik yıkım ve çöküş umurlarında bile değildi…

Ve sonuç: 9 yıldan bu yana AP’nin bu kararı doğrultusunda hiç bir AB üyesi ülkede hiç bir adım atılmadı ve bu karar unutturuldu! Bir çok web sitesinden bu konuyla ilgili haber kaldırıldı belki de. AP’nin bu kararından sadece 1 ay sonra, 5 Haziran 2010 tarihinde, yani Dünya Çevre Günü‘nde, “yağma yasası” diye tanımlanabilecek bugünkü “madencilik yasası” TBMM’de çıkarılmıştı da zaten!

Bir kez daha, bu kez Ekoloji Birliği’nin web sitesi ayrıcalığıyla, bu aynı haberi yapıp paylaşmak istedim. Hükümetlerin ne kadar da sermayenin kapı kulu haline geldiğinin, kapitalizmin ne kadar doğa ve insanlık düşmanı olduğunun bir kez daha farkına varılabilmesi, maden şirketlerinin etki ve nüfuslarını kullanarak hükümetleri nasıl da kendilerinin esiri haline dönüştürebildiğini bir kez daha net olarak görebilmek için… Doğamızın, tüm canlıların ve insanlığın geleceği adına mümkün olan en geniş alana yayılabilecek bir paylaşım olabilmesi için…

Siyanür ve sülfürik asite dayalı olarak liç yöntemiyle yapılan kimyasal madencilik, gerçekte dünyada ilkel yöntemlerle yapılan “vahşi madencilik”, “sömürge tipi madencilik” ya da “Afrika tipi madencilik” olarak da biliniyor.

Avrupa Parlamentosu’nun 5 Mayıs 2010 tarihli “madencilikte siyanür kullanımının yasaklanması” kararı haberi ve Gerekçeli Karar ise şöyle:

KARAR İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

Avrupa Parlamentosu, su kaynaklarını ve biyolojik çeşitliliği korumak amacıyla, Komisyon’un Avrupa Birliği’nde siyanürlü madencilik teknolojilerinin 2011’in sonuna kadar tamamıyla yasaklamasını istiyor.
Aynı zamanda, doğal kaynak çıkaran ve atık yönetimiyle uğraşan şirketlerin, bir kaza olasılığına karşı mutlaka sigortalı olmaları ve siyanür teknolojilerinin Komisyon’dan ve üye ülkelerden hiç bir destek almamasının gerektiğine inanıyor.

Parlamento’nun 488 oyla, (48 red oyu ve 57 çekimser) kabul ettiği kararda, bu kesin yasağın “su kaynaklarımızı ve eko sistemimizi siyanür zehirlenmesine karşı korumanın tek yolu” olduğu öne sürülüyor. Madencilikte daha güvenli, siyanürsüz yöntemlerin geliştirilmesi isteniyor.

Avrupa Parlamentosu üyeleri Komisyon ve üye ülkelerin “yasak yürürlüğe girinceye kadar, direkt ve dolaylı olarak Avrupa Birliği’nde ve başka ülkelerde, siyanür teknolojisi kullanan hiç bir madencilik projesini desteklememelerini” talep ediyor. Komisyon’dan, siyanür kullanan madenciliğin yasaklandığı alanların “yeşil” endüstrilerin desteği, yenilebilir enerji ve turizm ile yeniden geliştirilmesi isteniyor.

Bu karar, Komisyon’un şu anda geçerli olan yasalarda bir değişiklik yapmasını ve doğal kaynak kullanan endüstrilerin atıklarının yönetiminde bütün şirketlere sigorta mecburiyeti getirilmesini ve kullanılan alanların ekolojik ve kimyasal olarak temizlenerek eski haline getirilme sorumluluğunun bütün masraflarını şirketlerin üstlenmeleri gerektiğini eklemesini talep ediyor.

GEREKÇELİ KARAR

Avrupa Birliği’nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının genel yasağına ilişkin 5 Mayıs 2010 tarihli Avrupa Parlamentosu Kararı:

Avrupa Parlamentosu,
— Avrupa Birliği’nin İşleyişine İlişkin Antlaşmanın 191. Maddesini dikkate alarak,
— Rio de Janeiro’da Haziran 1992’de kabul edilen Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu ve Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde düzenlenen ihtiyatlılık ilkesini gözönüne alarak,
— 23 Ekim 2000 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin su politikası alanında Topluluk eylemi için bir çerçeve (‘Su Çerçeve Yönergesi’) oluşturan 2000/60/EC Direktifinin çevresel hedeflerini dikkate alarak,
— 15 Mart 2006 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin siyanürün madencilik alanında kullanımını dikkate alan ve aynı zamanda izin verilen maksimum siyanür düzeylerini açıklayan endüstriyel atık yönetimi konusunda 2006/21/EC Direktifini gözeterek,
— 16 Aralık 2003 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin “[…] madencilikte belirli depolama ve işleme faaliyetleri […]son derece ciddi sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir” ibaresinin geçtiği tehlikeli maddeler içeren majör kaza tehlikelerinin kontrolü üzerine 96/82/EC (Seveso II) Konsey Direktifini değiştiren 2003/105/EC Direktifini dikkate alarak,
— 21 Nisan 2004 Avrupa Parlamentosu ve Konseyi’nin çevresel yükümlülük üzerine 2004/35/EC Direktifine dayanarak belirli koşulların sağlandığının gösterilebildiği durumlarda üye devletlerin işletmecilerini çevresel hasarların masraflarından bağışık tutabileceklerini dikkate alarak,İspanyol, Belçika ve Macar Başkanlıklarının 18 aylık programı ve onun su politikası, biyoçeşitlilik üzerine önceliklerini dikkate alarak,
— 2000 yılında Maden Kanunu No 44/1988’te yapılan bir değişiklik yoluyla siyanür teknolojileri genel yasağı ile ilgili Çek Cumhuriyeti tarafından alınan önlemleri; Macaristan sınırları dâhilinde siyanürlü madencilik teknolojilerine yasak getiren Macar Maden Kanunu 48 /1993’te 2009 yılında yapılan değişikliği ve Almanya’da 2002 yılında geçirilen siyanür liçiyle yapılan madenciliği yasaklayan kararnameyi gözeterek,
— 115 (5) Kuralını kendi Prosedür Kuralları olarak tanıyarak,

A. Birleşmiş Milletler’in 2010’u Uluslararası Biyoçeşitlilik Yılı ilan ederek dünyayı yeryüzünde yaşamın çeşitliliğini korumak için harekete geçmeye davet etmesine dayanarak,
B. Altın madencilik sanayinde kullanılan çok zehirli bir kimyasal olan siyanürün, Su Çerçeve Yönergesi Ek VIII altında ana kirletici olarak nitelenmesine ve böylece insan sağlığı, çevre ve dolayısıyla biyoçeşitlilik üzerinde felaket boyutunda geri dönülmez bir etkisinin olabileceğine dayanarak,
C. 25 Mayıs 2007 Prag’da (Çek Cumhuriyeti) toplanan 14. Buluşmada Visegrad Grubu Ülkelerinin (Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya ve Slovakya) Çevre Bakanlarının sürdürülebilir bir madencilik üzerine düzenledikleri Ortak Pozisyon Toplantısında, bölgedeki potansiyel sınır ötesi sonuçları ile önemli çevresel tehlikeler taşıyan mevkilerdeki madencilik faaliyetlerinde kullanılan ve kullanılması planlanan tehlikeli teknolojilerle ilgili dile getirdikleri kaygılara dayanarak,
D. Siyanürün Su Çerçeve Yönergesi kapsamında öncelikli tehlikeli madde ilan edilmesinin yanında, Tuna Nehri’nin Koruma ve Sürdürülebilir Kullanımı için İşbirliği Sofya Sözleşmesi çerçevesinde, Taraflarca ilgili tehlikeli madde olarak da nitelendirildiğine dayanarak,
E. En kötüsünün 10 yıl önce, bir altın madeni rezervuarından siyanürle kirlenmiş 100,000 metreküpten fazla suyun Tisza-Tuna Nehri sistemine salınmasıyla Orta Avrupa tarihinin o zamanki en büyük ekolojik felaketine yol açtığı, Dünya ölçeğinde son 25 yılda 30’dan fazla majör siyanür dökülme kazalarının meydana gelmiş olmasına ve İklim Değişikliği Üzerine Hükümetler Arası Panelin Dördüncü Değerlendirme Raporu’nda yansıtıldığı üzere, ağır ve sık yağış olayları yanında, özellikle aşırı hava koşullarının giderek artan sıklığı da hesaba katıldığında, bu türden kazaların bir daha yinelenmeyeceğinin gerçek bir güvencesinin olmadığına dayanarak,
F. Bazı AB üyesi ülkelerin, hâlâ, insanların yoğun yaşadığı bölgelerde, insan sağlığına ve çevreye daha fazla potansiyel tehdit oluşturabilecek siyanürlü teknolojileri kullanarak büyük ölçekli açık-döküm yeni altın madeni projelerini düşünüyor olmalarına dayanarak,
G. Su Çerçeve Direktifi altında Üye Devletlerin su kaynaklarının ‘iyi statü’sünü korumak ve tehlikeli maddeler ile kirlenmesini önlemek zorunda olmalarına; ancak, iyi statünün de siyanürlü maden teknolojileri kullanan komşu ülkelerde bulunan nehir havzalarındaki su kalitesine bağlı olduğuna dayanarak,
H. Siyanürlü kazaların sınır ötesi etkileri, özellikle büyük akarsu havzaları ve yeraltı kaynaklarının kirlenmesi konusunda, siyanür madenciliğinin yarattığı ciddi çevresel tehdidin bir AB yaklaşımını gerektirdiğine dayanarak,
I. ihtiyati kurallar ve uygun mali teminatın hala eksik ve mevcut mevzuatın siyanür madenciliği üzerine uygulanmasının aynı zamanda her bir Üye Devletin yürütme organlarının becerisine bağlı olduğuna ve böylece insan ihmalinin bir kazaya yol açmasının sadece bir zaman meselesi olduğuna dayanarak,
J. Madencilik Atık Direktifinin bazı Üye Devletlerde henüz tam olarak uygulanmadığına dayanarak,
K. Siyanürlü madencilik yalnızca sekiz-16 yıl boyunca ve oldukça az sayıda istihdam yaratır; oysa maliyeti genellikle kaybolan veya iflasa giden sorumlu işletme şirketleri tarafından değil ama devlet, yani vergi mükellefleri tarafından karşılanan ekolojik hasar büyük sınır ötesi riske yol açarken,
L. İşletmeci şirketlerin gelecekteki bir kaza veya arıza durumunda doğacak maliyetleri kapsayacak uzun vadeli sigortalarının olmadığına dayanarak,
M. İki gram altın üretmek için bir ton düşük tenörlü cevherin işlenmesinin zorunlu olduğu ve nihayetinde ardında altının %25-50’sinin kaldığı büyük atık dağları bırakmasına ek olarak büyük ölçekli siyanür madencilik projelerinin kullandığı birkaç milyon kilogram sodyum siyanürün bir arıza durumunda depolama ve nakliyesinin kendisinin de potansiyel felaket sonuçlar taşıdığına dayanarak,
N. Siyanürlü madenciliğe, siyanür tabanlı teknolojilerin yerini alabilecek seçeneklerin olduğuna dayanarak,
O. Avrupa’da sürmekte olan siyanür madencilik projelerine karşı, sadece bireysel vatandaşları, yerel topluluklar ve (NGO) sivil toplum örgütlerini değil, aynı zamanda devlet kuruluşlarını, hükümetleri ve siyasileri de kapsayan güçlü halk protestolarının organize ediliyor olmasına dayanarak,

1— Su Çerçeve Yönergesi kapsamında AB hedeflerine uyumun, yani su kaynakları için iyi kimyasal statünün elde edilmesi, su kaynaklarının ve biyolojik çeşitliliğin korunmasının, sadece siyanür madencilik teknolojisinin yasaklanarak sağlanabileceğini düşünür;
2— Su kaynaklarımızı ve ekosistemlerimizi madencilik faaliyetlerinden kaynaklanan siyanür kirliliğine karşı korumanın tek güvenli yolu olduğu için, 2011 sonuna kadar Avrupa Birliği’nde siyanür madencilik teknolojilerinin kullanımının tamamen yasaklanmasını önermek ve aynı zamanda rutin bir etki değerlendirmesi yapması için Komisyona çağrıda bulunur;
3— AB ve BM içinde ilgili inisiyatiflere dikkat çeker ve daha güvenli – özellikle de siyanürsüz – madencilik alternatiflerinin geliştirilmesi ve uygulanmasını hararetle teşvik eder;
4— Genel yasak uygulanıncaya kadar, siyanür teknolojileri içeren herhangi bir madencilik projesini, ne AB içinde ne de üçüncü ülkelerde, doğrudan ya da dolaylı olarak, desteklememesi için Komisyona ve Üye Devletlere çağrıda bulunur;
5— Siyanürlü madenciliğin yasaklandığı alanlarda alternatif yeşil sanayi, yenilenebilir enerji ve turizme sağlanan uygun mali desteklerle, sanayi reorganizasyonunu teşvik etmek için Komisyona çağrıda bulunur;
6— Mevcut endüstriyel atık yönetimi mevzuatında, bir kaza veya arıza durumunda, özgün ekolojik ve kimyasal durumun geri kazandırılmasında doğabilecek hasarın tazmini ve telafi edici maliyetleri karşılayacak bir sigorta yaptırmasını her işletmeci şirketten talep eden bir değişiklik önermesi için Komisyona çağrıda bulunur;
7— Başkanını bu kararı Konsey, Komisyon ve parlamentolar ve Üye Devletlerin hükümetlerine iletmesi için görevlendirir.

AP’nin gerekçeli kararı ile ilgili İngilizce orijinal haberinin bulunduğu AP’nin kendi resmi web sitesindeki link adresi:
http://www.europarl.europa.eu/sides/getDoc.do?type=TA&reference=P7-TA-2010-0145&format=XML&language=EN

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top