Buradasınız
Ana Sayfa > Bilim > “İklim değişikliğiyle uyumlu su politikaları gerek” | DOSYA: SUSUZLUK VE KURAKLIK – 3 | Özer Akdemir

“İklim değişikliğiyle uyumlu su politikaları gerek” | DOSYA: SUSUZLUK VE KURAKLIK – 3 | Özer Akdemir

“Suyumuzun değerini bilseydik bu hayati sorunu ileri bir tarihe atmak yerine onu şimdiye kadar çözmüş olurduk” diyen Dr. Akgün İlhan’la su sorununu konuştuk.

DOSYA: SUSUZLUK VE KURAKLIK -3 | Hazırlayan: Özer Akdemir

Türkiye’nin birkaç on yıl içinde “su fakiri” statüsünde bir ülke olacağını söyleyen Dr. Akgün İlhan*, kentlerde kullandığımız şebeke suyunun yüzde 43’ünün fiziki nedenlerle kaybedilmesinin bile suya verdiğimiz değeri gösterdiğini söylüyor. 2014’te büyükşehir ve il belediyelerinin su kayıplarını önlemek için İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiğini hatırlatan İlhan, yürürlüğün 2019 yılında değiştirilerek tarihinin ise 4 veya 5 sene ötelendiğini söyledi. “Suyumuzun değerini bilseydik bu hayati sorunu ileri bir tarihe atmak yerine onu şimdiye kadar çözmüş olurduk” diyen İlhan’la su sorununu konuştuk.

Ülkemiz su varlıkları bakımından ne durumda? 

Türkiye’nin yıllık tüketilebilir su potansiyeli 112 milyar metreküp civarında. Bu suyun yaklaşık yarısı (yüzde 48.2) zaten kullanılmakta. Sektörel kullanıma göre suyun yüzde 74’ü tarımda, yüzde 13’ü içme-kullanma amacıyla kentlerde ve diğer yüzde 13’ü de sanayide tüketiliyor. Ülkemiz küresel iklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden biri olan Doğu Akdeniz havzasında yer alıyor. Nitekim Türkiye dünya ortalamasının üzerinde ısınıyor. Aşırılaşan iklim olaylarıyla (seller, kuraklıklar, sıcak dalgaları vb.) su kaynaklarının beslenmesi, varlıklarını sürdürmesi ve insanların onlara erişimi daha da zorlaşacak. Bir de sürekli artan ve şimdiden 83 milyonu aşan nüfusumuzu bu olumsuzlukların üstüne eklediğimizde tablo daha da karanlıklaşıyor. Yani bir yanda erişimi zorlaşan ve kirlenen suyumuz, öte yanda artan nüfusumuz var. Sonuç kişi başına düşen yıllık su miktarı 1349 metreküpe düşmüş, su stresi çeken ve birkaç on yıl içinde ise “su fakiri” statüsünde yer alacak bir ülke. 

‘GRİ SUYU VERİMLİ KULLANMAYI DA BİLMİYORUZ’

Sularımızı verimli değerlendirebiliyor muyuz? Değerini biliyor muyuz? 

Kentlerde kullandığımız şebeke suyunun yüzde 43’ü ağırlıklı olarak fiziki nedenlerle kaybediliyor. Sadece bu bilgi bile suya verdiğimiz değeri gösteriyor. Bunun yüzde 25’e çekilmesi için 2014 tarihinde İçme Suyu Temin ve Dağıtım Sistemlerindeki Su Kayıplarının Kontrolü Yönetmeliği yürürlüğe girdi. Bu yönetmelikle büyükşehir ve il belediyeleri su kayıplarını 2019’a kadar en fazla yüzde 30, 2023’te ise en fazla yüzde 25, diğer belediyelerde 2023’e kadar en fazla yüzde 30, 2028’e kadar ise en fazla yüzde 25 olacak şekilde indirmekle yükümlü kılındı. Ancak buna rağmen fazla bir ilerleme kaydedilmeyince yürürlük 2019 yılında değiştirilerek büyükşehir, il ve diğer belediye statülerine göre değişen şekillerde tarihler 4 veya 5 sene ötelendi. Suyumuzun değerini gerçekten bilseydik bu hayati sorunu ileri bir tarihe atmak yerine onu şimdiye kadar çözmüş olurduk. Suyun neredeyse yarısını kaybettiğimiz yetmezmiş gibi suyu verimli kullanmayı da bilmiyoruz. Lavabo, duş ve çamaşır makinelerimizde kullanıldıktan sonra oluşan gri suyu (az kirlenmiş atık su) kanalizasyona vermek yerine basit bir arıtmadan geçirerek yeniden kullansak yarı yarıya su tasarrufu sağlayabiliyoruz. Eski binalara bunun için ayrı bir tesisat ve arıtma cihazı eklemek biraz zor olsa da yeni yapılan binalarda gri su altyapısını yasal olarak zorunlu kılmak buna bir çözüm olabilir. Ancak maalesef gri suyun yeniden kullanımı halen birkaç pilot projeden öte gidemiyor.

Benzer durumlar suyumuzun dörtte üçünü kullanan tarım sektörü için de geçerli. Tarımda yüzde 90’lara yakın bir oranda kontrolsüz yüzey sulama teknikleri kullanılıyor ve suyun önemli kısmı taşınırken kaybediliyor. Örneğin damlama ve yağmurlama sulamada yüzey sulamaya göre yüzde 50 ila 60 oranında ve hatta kimi durumlarda yüzde 90’a varan su tasarrufu sağlamak mümkün. Yani tarımda da kullandığımız su miktarını en azından yarıya indirebiliriz. Buna yağmur hasadı, arıtılmış atık suların kullanımı, uygun bitki desenleri de eklendiğinde tarımda su tasarrufunu daha da büyütebiliriz. Suyumuzun en büyük kısmını alan bir sektörde böylesine bir tasarruf, akarsularımız ve göllerimiz üzerindeki kullanım baskılarını da azaltacaktır.

‘KURAKLIK, İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNE İNAT FAALİYETLERİN SONUCU’

Son dönemdeki kuraklığı bir şeye bağlamak gerekiyor mu yoksa normal bir süreç mi?

İçinde bulunduğumuz kurak dönem küresel iklim değişikliğinin bir sonucu. Ancak biz suyumuzu kaybederek, verimsiz kullanarak bunun da üzerine başka olumsuzluklar ekliyoruz. İklim değişikliğiyle uyumlu tarım, su ve kentleşme politikaları üretip hayata geçirmiyoruz. İklim değişikliğini azaltıcı adımlar atmak yerine onlarca kömürlü termik santral açıp küresel ısınmaya neden olan karbon emisyonlarını artıracak faaliyetlerde bulunuyoruz. Yani yaşadığımız kuraklık, iklim değişikliğinin ve her sektörde iklim değişikliğine inat faaliyetlerin sonucu yaşanıyor.

‘SANAYİDE ATIK SUYUN ARITILIP YENİDEN KULLANILMASI GEREKİYOR’

Sanayi birincil su kaynaklarının kullanılması doğru mu?

Ülkemizde kullanılan suyun yüzde 13’ü sanayi sektörüne gidiyor. Bunun da yaklaşık üçte ikisi enerji üretimi için kullanılıyor. Su en başta hidroelektrik, termik ve nükleer enerji olmak üzere tüm enerji biçimlerinde ham madde çıkarımında, türbinlerin hareket ettirilmesinde, soğutmada ve temizlemede kullanılan bir varlık. Türkiye’de elektrik ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan hidroelektrik ve fosil yakıtla çalışan termik santraller yoğun su kullanıyor ve kirletiyor. Sanayi sektöründe geriye kalan su kullanımına baktığımızda da ilk üçte gıda imalatı, tekstil ve kimyasal üretimi gibi su yoğun sektörleri görüyoruz. Sanayide su verimliliğini yükseltebilmek için enerjiden kimyasal üretimine her sektörde birincil su kaynakları yerine atık suyun arıtılıp döngüsel olarak yeniden kullanılması gerekiyor. Aksi takdirde özellikle kurak zamanlarda azalan suyun sulama suyu olarak kullanılması yerine sanayiye gitmesi gibi sonuçlar ortaya çıkabiliyor. 

‘YAĞMUR YAĞIP BARAJLARDA SU BİRİKTİĞİNDE UYKUMUZA GERİ DÖNÜYORUZ’

Birçok kentin içme suyu barajları alarm verecek seviyeye kadar düşmüş durumda. Bunu yağmayan yağmur kadar pandemi döneminde çok su kullanılmasına ya da içme suyuyla araba yıkama gibi şeylere bağlayanlar var. Sizin bu duruma dair yorumunuz ne?

Biz maalesef sadece kentleri besleyen barajların su seviyesi düştüğünde uyanıyor ve “Ne oluyor?” diye soruyoruz. Birkaç gün yağmur yağıp barajlarda su biriktiğinde de uykumuza geri dönüyoruz. Oysa Türkiye ısınıyor, Karadeniz bölgesini bile kuraklık esir almış durumda. Kırsalda yağış yok, tarım emekçileri zor durumda ve verim düşüşleriyle gıdamız daha da pahalanacak. Artık 4-5 senede bir yaşadığımız kuraklığa daha büyük bir açıdan bakmanın zamanı geldi de geçiyor. Kuraklığın sebebi her şeyden önce küresel iklim değişikliğidir. Buna rağmen Türkiye son 30 yılda yüzde 135 artırdığı karbon emisyonuyla, dünyada en fazla termik santraline sahip 13. ülke olmasıyla ve Paris Anlaşması’na taraf olmaktan kaçınmasıyla iklim değişikliğini görmezden gelmiş oluyor. Kuraklıkla mücadele ederken iklim değişikliğiyle mücadele etmemek soruna çözüm getirmediği gibi onu büyütüyor da. Bu nedenle sadece su alanında değil enerjiden tarıma, kentleşmeden ulaşıma her sektörde iklim değişikliği azaltım ve uyum çalışmaları için zaman kaybetmeden adımlar atılmalı. Aksi takdirde kuraklıktan kuraklığa kısa süreli uyanıp, geriye kalan zamanda gaflet uykusuna dalarak kendimizi kandırmaktan öteye gidemeyeceğiz.  

dr-akgun-ilhan

(*) Dr. Akgün İlhan: 2017 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Turizm İşletmeciliği bölümünde “çevre ve turizm” ile “çevresel ve sosyal perspektiflerden sürdürülebilirlik” adlı dersleri veriyor.

İlhan’ın çeşitli dergi ve kitaplarda su krizi ve iklim değişikliği üzerine yazıları bulunuyor. “Yeni Bir Su Politikasına Doğru: Türkiye’de Su Yönetimi, Alternatifler ve Öneriler (2011)” adlı kitabın yazarı olan İlhan, Açık Radyo’da devam eden “Sudan Gelen” adlı bir programın da yapımcısı ve sorumlusu.

İlhan aynı zamanda 2019-2020 Mercator-İPM Araştırmacısı olarak Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezinde çalışıyor.

Evrensel

Özer Akdemir
Evrensel Gazetesi yazarı. 1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top