Buradasınız
Ana Sayfa > Özer Akdemir > İliç’te bir çeşme var… | Özer Akdemir

İliç’te bir çeşme var… | Özer Akdemir

Behçet Kemal Çağlar‘ın “İliç’te bir çeşme var. Altından su, üstünden zaman akar” dizelerinin yazılı olduğu bir saat kondurulmuştu kemerli çeşmenin alnına. Madenin kapasite artışı onaylanırsa eğer, o çeşmenin levhasındaki sözler de “İliç’te bir maden var. Altından Fırat üstünden sırat geçer” diye değiştirilmeli diye düşünüyorum artık.

Erzincan‘a bağlı İliç ilçe merkezindeki küçük otelimizden erkence çıkıp şafak vakti yola düştük. Epey serince bir Mart sabahıydı. İlçe çıkışından hemen sonra başı karlı dağlara doğru saptık. Aracımız kıvrım kıvrım ilerleyen dar asfalt yola yavaşça tırmanırken, otomobilimizin buğulanan camından önümüzü görebilmek için sık sık sileceklerimizi çalıştırmak zorunda kalıyorduk. Arkamızdan adım adım bizi izleyen, izlerken de hiç acele etmeden yükselen güneşin ışıkları yolumuzu tıkayan sabah sisini an be an açıyor, yokuş yukarı tırmanan yolun etrafındaki çıplak kayalıklardan yansıyıp gözümüze vuruyordu.

Araçta benimle birlikte İstanbul’da havaalanında buluşup Erzincan’a birlikte uçtuğumuz Metalürji Mühendisleri Odası’ndan Cemalettin Küçük (Cemo) ve kasabalı iki kişi vardı. Otuzlu yaşlardaki bu arkadaşların birisi esnaf diğeri de onun akrabası olan genç bir avukattı.

Her iki yanı tepelik bir yere geldiğimizde otomobili yolun sağında kalan düz bir açıklığa yanaştırdı avukat Serdar. “Burada inip biraz yürüyeceğiz” dedi.

Günün ilk saatlerinde çiğ yağmış bozkır otları ile kaplı yamaca tırmandık. Önümüzde birkaç küme itburnu çalısı, oldukları yerde kuruyup sapsarı geçmiş çakırdikenler ve sabah çiği altında yıkanan sarı-mor-kırmızı küçük kır çiçekleri uzanıyordu. Biz yürüdükçe buğu buğu yükselen çimen ve toprak kokusu soğuktan üşüyüp kızaran burnumuzdan içeri doluyordu. Hemen sol tarafımızda kalan doruğu karlı çıplak dağdan doğru yayılan kaynağı belirsiz bir uğultu vardı. Uzaktan gelen keskin bir ıslık sesine dikkat kesildiğimizde, yılan gibi kıvrılan karayolunun yaslandığı dağın yamacında kımıl kımıl ilerleyen bir koyun sürüsü olduğunu gördük. Belli ki çobanın ıslığıydı sabahın sessizliğini bölen.

Esnaf arkadaşımız Mehmet “bunlar son sürüler artık” dedi, yürümesini yavaşlatmadan. “Madenin en önemli etkilerinden birisi bölgedeki küçükbaş hayvancılığı bitirmek oldu. Bir zamanlar koyunların merası olan yerlerde şimdi maden tesisleri var. Hayvancılık yapan köylüler de sürülerini satıp madene işe girdiler. Yani Erzincan tulumu artık sizlere ömür!”

Laflayarak tepenin ucuna kadar geldiğimizde hemen yamacın aşağısında kocaman bir alana yayılan maden tesislerini gördük. Maden, bir tepenin tam ortasındaydı. Tesislerin hemen kuzey tarafından itibaren simsiyah bir daire şeklinde liç alanının plastik örtüsü yayılmıştı.

“Çıkarılan cevher bu örtü üzerine yayılıyor, kamyonlarla yığılan toprağın üzerinden ince borular döşeniyor, borulardan damla damla sızdırılan siyanürle de toprağın içindeki altın ayrıştırılıyor” diye anlattı yapılan işlemi Cemo.

Maden tesisleri ve cevher yığılan alanın üç yüz, bilemediniz dört yüz metre doğusuna doğru gittiğinizde bulunduğumuz yerden kalın bir çizgi halinde görünün Fırat’a ulaşıyordunuz. Fırat Nehri’nin ana kolu olan Karasu madene o kadar yakın görünüyordu ki, maden tesislerinden atılan bir taş neredeyse Karasu’ya düşecekmiş gibi geliyordu insana. Üstelik madenin bulunduğu yer Karasu’dan daha yüksekçe, tepenin yamacına doğru kondurulmuştu. Durum tam anlamıyla felaketti anlayacağınız!..

Bir yarım saat kadar bulunduğumuz tepeden Çöpler altın madeni tesislerini izleyip çekimler yaptık.

Bir ara, biz çekimlere dalmışken Cemo’nun huysuzlandığını gördüm. Yüzünü yukarı çevirmiş, havayı kokluyordu. Değişik bir koku vardı gerçekten de havada. “Acı badem kokusu. Hidrojen siyanür bu! Hemen gidelim buradan“ dedi tedirgin tedirgin. Tedirginliği anında bize de bulaştı ve maden tesislerine sırtımızı dönüp hızlı hızlı tepenin aşağısında, yolun kenarına park ettiğimiz aracımıza doğru yürüdük.

* * *

O gün İliç’te öğleyin bir panele katıldık. Cemo altın madenciliği ve siyanürün çevresel etkileri anlattı, ben Bergama’dan Kışladağ’a kadar madenlere karşı verilen mücadele örneklerini. Panelin ardından küçük ilçe çarşısına inip İliçlilerle görüştük. Altıncı şirketin Amerika’ya götürdüğü ikna ekibinin içinde yer alan bir esnafı dinledik. “Bizi götürdükleri kasabada hiç kimse yoktu. Adeta terk edilmiş gibiydi” diye anlattı Amerika gezisini.

Bir arıcı kovanlarındaki arıların yüzde yetmişinin öldüğünden bahsederken, genç bir İliçli kasabayı kuşların bile terk ettiğini söyledi. Kafalarında sarı baretler, üzerlerinde fosfor yeşili yelekler bulunan işçilerin sokaklarında dolaştığı kasabayı gezdik bir süre.

* * *

Aradan yedi koca yıl geçmiş. İliç’ten dönünce yaptığımız çekimleri Çepeçevre Yaşam‘da program yaptık. Geçenlerde “Fırat ölüyor” etiketi ile sosyal medyada bir kampanya başlatılınca o günlere gittim tekrar.

Biz İliç’ten geldikten sonra da takip etmeye çalıştım orada olan biteni. Aradan geçen yedi yılda oradaki maden büyüdükçe büyüdü. İliç sokaklarına tankerlerden sülfürik asit sızdı. Atık barajının üzerinde uçan ya da inip sudan içen kuşların öldüğü fotoğraflar, videolar birçok kez düştü önümüze. Civarda yaşayan hayvanların öldüğü, madende çalışan işçilerin asit dökülmesi nedeniyle ayaklarının yandığı haberler de yaptım madenden.

Şimdi ise üçüncü kez kapasite artırmak istiyor maden. Türkiye’nin en geniş havzasına sahip olan ve 1263 km’si Türkiye topraklarında olmak üzere 2800 km yol kat eden Fırat’a 350 metre uzaklıkta siyanür ve sülfürik asitle altın madenciliği yapılıyor! “Su fakiri” sayılan Türkiye’nin toplam su varlığının yaklaşık yüzde 28,5’ini oluşturan havza burası ve bu havza 21 farklı ili kapsıyor!.

Kanada kökenli Alacer Gold ve Çalık Holding’e bağlı Lidya Madencilik ortaklığında kurulan Anagold Madencilik tarafından işletilen madenin kapasite artışı ile ilgili hazırladığı ÇED dosyasında bölgede birçok endemik bitkinin varlığından bahsediliyor. “Tespit edilen bu türlerden 54’ü endemiktir. Ayrıca bu endemiklerin 21’i bölgesel endemik olup ya sadece Erzincan ilinde ya da Erzincan yakın çevresindeki illerde yayılış göstermektedir…”

“Ilıçlılar”ın (kasabanın adını böyle söylüyorlardı) “bu sudan içen dönüp dolaşıp mutlaka yeniden buraya gelir” diye anlattıkları bir çeşme var İliç’te. İlçeden ayrılmadan önce “yine gelelim” diye o sudan içmiştik. Behçet Kemal Çağlar‘ın “İliç’te bir çeşme var. Altından su, üstünden zaman akar” dizelerinin yazılı olduğu bir saat kondurulmuştu kemerli çeşmenin alnına.

Madenin kapasite artışı onaylanırsa eğer, o çeşmenin levhasındaki sözler de “İliç’te bir maden var. Altından Fırat üstünden sırat geçer” diye değiştirilmeli diye düşünüyorum artık.

Evrensel

Özer Akdemir
Evrensel Gazetesi yazarı. 1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor. EGEÇEP Yürütme Kurulu ve çeşitli komisyonlar ile Ekoloji Birliği'nde Koordinasyon Kurulu ve Yürütme Kurulu'nda da görev yapmıştır.
https://ekolojibirligi.org

Bir yanıt yazın

Top