Buradasınız
Ana Sayfa > Coşkun Özbucak > Dere ve Deniz | Coşkun Özbucak

Dere ve Deniz | Coşkun Özbucak

Günlük çıkarlarla hareket ederek düşünen yöneten- yetkili kişiler ve makamlar nedeniyle geleceğimiz yok ediliyor. Hizmet yaptıklarını iddia ediyorlar ama zarar veriyorlar.

Bu konuda değerlendirilecek çok konu var, ancak ben, dere ve deniz ilişkisinden söz edeceğim. Derelerin, ırmakların HES’lerle nasıl talan edildiğine tanık olduk.

Dere, yaşam demek. Geçtiği her noktayı besler. Son olarak da denizi. Derelerden gelen alüvyonlar dere yatağında ve denizde deltaları, ovaları oluşturur. Derelerin taşıdığı besinler, deniz canlısının yaşam kaynağı olur.

Yapılan HES’ler, baraj ve göletler nedeniyle dereler kurudu. Borulara alınan sulardaki besinler öldüğü için su da ölü su (besinsiz su) haline geldi. Barajlar, göletler, HES’ler nedeniyle alüvyonlar engele takıldığı için denize ulaşamadı.

Derelere, ırmaklara müdahale sonrası, denizde balıklar azaldı. Denizde başka hareketlilik de başladı. Derelerden gelen alüvyon denize karışarak yeni tarım arazileri oluşturuyordu. Alüvyon gitmeyince deniz, dere içlerine girmeye başladı. Hatta kıyıları bozdu. Samsun ve Ordu’da kumsal olan kıyılarda hatta Bafra Ovası’nda Deniz, Kızılırmak içine girmeye başladı. Bu kıyılarına dalga kıran, T’ler neden yapılmaya başlandı? Şöyle bir düşünelim… HES’ler yapılmaya başlanmadan önce bu sorunlar yaşanıyor muydu? Bu soruya herkesin HAYIR diye yanıt vereceğini biliyorum.

Kıyılar bozuluyor diye, T dalga kıran yapılıyor. Yapılsa ne olacak ki, her T’den sonra kıyıların bozulması doğu yönünde devam ediyor. Sonuçtan hareket ederek geçici çözümlerle uğraşmaktansa HES’ler yıkılsa, dereler özgür aksa hiçbir sorun kalmayacak.

HES’ler yıkılsın dediğim için “Enerji nasıl sağlanacak?” diye soranlar olabilir. Burada bir kez daha yazayım. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Elektrik Mühendisleri Odası’nın verilerine göre (Eylül 2020) Türkiye’de şu an elektrik üretebilecek kurulu tesis gücü 95 bin KW. Elektrik depolanamadığı için tüketebileceğimiz kadar üretiyoruz. 49 bin KW. Demek ki, yeni tesislere gerek yok. Kurulan tesisler elektrik üretmediği halde üretirmiş gibi, parasını devletten alıyor. Aynı, geçsen de geçmesen de parası ödenen köprüler gibi.

Bir de dere yataklarının daraltılması projeleri övünülerek sunuluyor. Birkaç yıl derede suyun az olduğu görülüyor hemen kuruyan yer yerleşime açılıyor. Sonra aşırı yağışla can ve mal kaybı yaşanıyor. Sel zarar verdi, deniyor. Oysa zararı, dere yatağına müdahale eden insan kendi kendine veriyor.

Derelerde, ırmaklarda ve deniz kıyılarında yapılmak istenen bir proje varsa, ekolojik denge gözetilmek zorunda. Doğanın gelecek için “emanet” olduğunu unutmamak gerekir. Yaşanmışlıkların öğrettiği gibi, doğaya yapılan her müdahale, katlanarak zarar olarak dönüyor. Bunu unutmamak zorundayız.

Bugün öyle bir aşamadayız ki, doğayı, “doğayı korumakla sorumlu” olanlardan korumak zorunda kalıyoruz. Eğitim ve sağlık ticari alan oldu; Şimdi de doğa ticari alan haline getirildi. Hangi alan olursa olsun ticarileştirildiğinde yaşanacaklar belli: TÜKENİŞ.

Coşkun Özbucak
1958 yılında Ordu’da doğdu. Öğretmenliği süresinde kurucu başkanı olduğu Eğitim-Sen'de başkanlık ve yöneticilik yaptı. Mitinge Karşı Miting, Üzülme Güneş Yeniden Doğacak, Ordu’dan İnsan Manzaraları ve Dilek Ağacı adlı kitapları bulunuyor. Uzun yıllardır ekoloji mücadelesi içinde aktivist olarak yer aldı. ORÇEV YK üyeliği yanı sıra Ekoloji Birliği YK üyesi olarak da görev yapmayı sürdürmektedir.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top