Buradasınız
Ana Sayfa > Metin Sert > Analara, çocuklara kıymayın efendiler!

Analara, çocuklara kıymayın efendiler!

Doğada yaratılan ekolojik bir yıkım varsa eğer, insanca yaşam hakkı da tehdit altına girer!

— Bırakın annemi!
Böyle bağırıyordu genç kadın çığlık çığlığa.
— Annemi almayın, diye yalvarıyordu, O yaşlı bir kadın!

Kendisini değil de, annesini düşünüyordu o an. “Anne” onun için ne kadar da değerliydi? Anneliğin ne olduğunu, nasıl bir şey olduğunu bilmez miydi hiç? Çünkü kendisi de bir anneydi. Çocuklarının geleceği için duyduğu korku ve endişe getirmişti kendisini buraya zaten. Onların geleceği için, yaşam hakkı için duyduğu endişe öylesine büyüktü. O yüzden, annesini de alıp gelmişti nöbet yerine.

Ne olduğunu göremedim sonra. Gaz saldırısının etkisi ile yanan gözlerimin şıpır şıpır akan yaşları yüzünden görüşüm bulanıklaşmıştı. Ama daha öncesinde çekebildiğim fotoğraflar da içimi yeterince acıtmıştı zaten…

Bu isyanları neye karşıydı peki? Öfkeleri nedendi?
Memleketimizin bir klasiğiydi zaten, halk hiçbir zaman sayılmazdı.
Hiçbir zaman halk yerine koyulmayışlarına alışmışlardı belki.
Ama bir de insan yerine sayılmayışlarına karşıydı isyanları.
Kendi yaşam alanlarında, sanki yaşam hakkı bile tanınmayışınaydı öfkeleri.
Karar verilmişti, halkın yaşam alanı bir jeotermal şirketine tahsis edilecekti.
Bunun için de “ÇED’e bile gerek yok” demiş devlet büyükleri.

“Vah Türkiyem vah” demiştim içimden öğrendiğimde.
“Sermayenin her istediğinin emir sayıldığı bir yer haline mi geldin sen?
Öyleyse bu akşam oturup, senin için ağlayabilirim memleketim!”

Jeotermal tesisi kurulmak istenen alanla yerleşim alanı arasında 100 metrelik bir mesafe vardı. Baktığım yerden sadece göz kararı ile yapabildiğim bir ölçüm bu. Hani yürüyüp de adımlamaya kalsam, bundan daha da kısalabilirdi belki aramızdaki mesafe.

Peki böyle bir durumda böyle bir yer için nasıl JES projesine izin verilebiliyordu? Yaşam ve yerleşim alanları artık çevresel tehditlerle bu kadar yakından kuşatılmaya, bu çember bu kadar mı daralmaya başlamıştı? “Yaşasın sermaye” deyip de, halkın kendisine yaşam hakkı mı tanınmıyordu? İşte buna karşıydı isyanları. Şirketi memnun edebilmek için, halkın yaşam alanı şirkete özel tahsis ediliyordu!

Ya o direnmelerinin anlamı neydi?
Tam da JES projesinin uygulanacağı alanın 150 metre ilerisinde 500 öğrenci kapasiteli bir okul duruyordu işte. Bazılarının çocukları, bazılarının kardeşleri okuyordu-okuyacaktı orada. Okula bu kadar yakın bir mesafede birahane hatta kahvehane bile açılması için kolay kolay ruhsat verilmeyen memleketimizde, nasıl oluyor da JES projesi için “ÇED’e gerek yok” diye karar verilebiliyordu?
İşte bunu akıl ve mantıkla açıklayamıyordu hiçbiri.

CHP Manisa milletvekili Bekir Başevirgen yaptığı konuşmasında, “Manisa valisine sormak istiyorum, burası ve böyle bir proje için ‘ÇED gerekli değildir’ kararını nasıl verebildin?” diye seslenirken, “Sen kendi çocuğunu bu okula gönderir misin?” diye sormaya ihtiyaç duyuyordu bu yüzden.

Ayrıca Belediye yetkililerineydi de öfkeleri. Bir gün önce belediye tarafından bir utanç levhası asılmıştı halkın nöbet tuttuğu alana. Belediye ve SANKO şirketi işbirliği ile burada ısıtma amaçlı bir tesis kurulacağının yazılı bulunduğu bir pano. Burada böyle bir tesis kurulmayacağını dünya alem bilirken, böyle bir yalanın nasıl söylenebildiğine karşıydı insanların öfkesi.
— İşte halkına ihanet eden belediyecilik anlayışı ve icraatı, diye tepkisini dile getiriyordu nöbet yerindekilerden bir kaçı.
— Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? Salihli halkını mı, Manisa valisini mi? diye belediye yetkililerine sesleniyordu avukat Seçil Ege, gözaltına alınmadan önce, nöbet yerinde yaptığı konuşması sırasında.

Yaşam alanları ve tarım arazilerine bu kadar yakın ve tam içinde kurulan JES tesislerinin yarattığı çevre tahribatını, çevre ve insan sağlığı için nasıl bir tehdit olduğunu çok yakından öğrenmişti yöre halkı. Komşu ilçe Alaşehir’de sanayicisinden çiftçisine kadar JES mağduru olan halk ağlamıyor muydu bugün? Daha birkaç ay öncesinde bir jeotermal kazası daha yaşanmamış mıydı Alaşehir’de? Ondan daha birkaç ay önce Alaşehir Ticaret Sanayi Odası’ndan bir yönetici gelip de ağlamamış mıydı Salihli’de?

Bu yüzden CHP Manisa milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, konuşmasında 14 Ağustos 2017 tarihli bakanlık yazısına, bu yazının içeriği ve anlamına bıkmadan bir kez daha dikkat çekmeye çalışıyordu. Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Manisa ve İzmir Valiliklerine gönderilen, Manisa ve Gediz Havzası’ndaki yeraltı sularının vahim düzeyde ağır metalin etkisi altında olduğu ve arsenik oranının tehlikeli düzeyde yükseldiği resmi raporlarla ortaya konulan bu yazıda, bu durumun başta kanser olmak üzere insanlar üzerinde ne gibi hastalıklara neden olabileceği de belirtilerek, “bunun bölgede yapılan jeotermal ve madencilik faaliyetlerinden kaynaklandığı, bundan dolayı artık jeotermal ve madencilik projelerine izin verilmemesi gerektiği” bildiriliyordu. Buna rağmen hâlâ bu izinlerin verilmesi, üstelik “ÇED’e filan gerek yok” şeklinde kararlar alınması karşısındaki isyanını ise,
— Bu nasıl vicdandır? diye bir soru ile ifade ediyordu Bakırlıoğlu.

TBMM’de bir çok soru önergesi vermiş, JES projeleri için de Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için araştırma önergesi vermiş bir milletvekilinin bu isyankar sorusunun haklılığı vardı elbette.
Peki, bu karanlıkta vicdanlar da kararabilir mi acaba?
Ya vicdanlar da artık kararmaya başlarsa?
İşte bu yüzden, o zaman insanlıktan ne kadar çıkılabileceği konusunda birer uyarı gibiydi, o kargaşa içinde çekmeyi başarabildiğim her fotoğraf karesi.
Ve başkalarının çektiği diğer kareler…
Ve bir de işte o video!
Her biri haykırıyor gibi:
— Analara, çocuklara kıymayın efendiler!

Ama… Bu karanlık içinde farkına varılması gerektiğine inandığım başka bir şey daha var ki; onu da aşağıda paylaşmak istediğim şiirimle anlatmayı deneyeceğim:

Zaman yangın yeri,
Zaman suskun, zaman karanlık.
Ağlamak değil şimdi,
Ama susmak daha beter
Fısıltı, dilsiz bir şair olmuş aydınlığa
Gecenin sağırlığına isyan ediyor artık.

Demlenişi günlerin, sesin doğumunu bekler
Kör bir kemancısı gibi zamanın
Serenat okumakta hep güneşe
Ve işte, kapı aralığından yavaş yavaş
Süzülmeye başlıyor ışık!

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Analara, çocuklara kıymayın efendiler!” hakkında bir düşünce

Bir cevap yazın

Top