Buradasınız
Ana Sayfa > Bilim > Sülfürik asit projesi nasıl bir tehdit?

Sülfürik asit projesi nasıl bir tehdit?

İnsanı sevmek, önce doğayı sevmekle başlar…

Madencilik sektöründe genellikle şirketler tarafından ayrıştırma yöntemlerinde yoğun şekilde kimyasal maddelerden yararlanılmasının nedeni, bu yöntemin kendileri açısından daha kolay ve hızlı bir sonuç alınmasında yarar sağlaması. Ama bunun arka planında yatan asıl gerçek ise; işletmenin böylece kendileri açısından çok daha kârlı bir hale getirilmiş olması gerçeği. Bunu da şöyle açıklayabilmek mümkün:

Azami kâr için asgari yatırım

Kapitalizmde ekonomik sistemlerin dayandırıldığı temel, toplumsal bir hizmet ve amaca değil, sürekli olarak sermaye düzeninin kâr ihtirasına göre şekillendirilmektedir. Dolayısıyla kapitalist sistemin dayandığı temel, toplumsal hizmet veya toplumun refahı değil, sadece sermayenin kâr ihtiyacı ve kâr güdüsüdür. Kalkınma ve büyümeyi sadece ”kendisini büyütme” şeklinde gören kapitalist sistemde, bu nedenle asıl amaç toplumsal hizmet değil, ama sadece şirketin sürekli kâr edebilmesidir.

Bu nedenle kapitalist sistem, süreç içinde çarpık ve özürlü sanayileşme diye tanımlanabilecek bir anlayış da yaratmıştır. Bu çarpık ve özürlü anlayışın hayatın içinde karşımıza çıkan şekillerini irdelemek gerekirse; bunlardan birinin özellikle bizim gibi az gelişmiş ülkelerde günümüzde artık bir sistem haline gelmiş olan “azami kâr için asgari yatırım” anlayışı olduğunu belirtmek gerekecek. Çünkü kapitalist sistem için insanın ve doğanın yaşamı değil, sadece kâr ve kârın artışı ile sürekliliği daha değerlidir.

Sermaye düzeninin gelişimi veya kalkınmayı sadece kendisini büyütmek olarak gördüğü bu çarpık sanayileşme anlayışının temel karakteristiği de, kârı yüksek tutabilmek ve işletmeyi daha kârlı bir hale getirebilmek için yatırımı en düşük düzeye indirme tavrıdır. Özellikle bizim gibi az gelişmiş veya geri kalmış ülkelerdeki kimi zaman taşeron olarak da şekillenen sanayileşmelerde bu özellik temel bir karakter halindedir. Dolayısıyla ülkemizdeki sermaye düzeninin sanayileşmedeki büyüme ve gelişme anlayışı; azami kâr için asgari yatırım anlayışına dayandırılmaktadır.

Madencilerin vazgeçilmezi kimyasallar: Siyanür ve sülfürik asit

Bu nedenle şirketler tarafından ortaya koyulan projelerdeki yatırımlar, daima kendileri açısından azami düzeyde kâr elde edebilmelerini sağlayacak şekilde asgari düzeyde yatırımla bu işi kotarmaya dönük projeler olarak hazırlanmaktadır. Böylece herhangi bir yatırım için hazırlanan proje, en başta şirketin çıkarını kollayarak, kârı azami düzeye çıkaracak şekilde genellikle kolaylılık ve kârlılık gözetilerek hazırlanmaktadır. Özellikle madencilik alanında ayrıştırma sırasında başvurulan siyanür veya sülfürik asit gibi kimyasal maddelerin kullanımının şirketlerin vazgeçilmezi olmasının bir nedeni budur. Çünkü daha ileri teknoloji ile bu işlerin yapılması kendileri için çok pahalıya mal olacağı için kâr oranı düşecek. Böylece pek fazla teknolojiye gerek duyulmayan ve kendileri için son derece ucuza gelecek olan kimyasal yöntemlerle ayrıştırma yolu tercih edilmektedir. Böylece asgari yatırım ile azami kâr edilebilecektir. Bu anlayış özellikle bizim ülkemizde sermaye düzeninin en temel karakteristiği olarak sistemleşmiş bir haldedir de.

Bu durumda madencilik sektöründe çevreye zarar vermeyecek şekilde ileri teknolojiye başvurmak yerine siyanür ve sülfürik asit kullanımı kendileri için hem daha kolay, hem de en ucuz olan seçenektir. Tabii bu durumda şirketlerin bu kâr hırsının bedelini doğa ve insan ağır bir şekilde ödemekte, şirketler tarafından faturası ekosisteme ve ekolojik yaşama geri dönmeyecek şekilde ödetilmekte.

Örneklersek; bilim insanlarının ileri sürdüğü görüşlere ve ortaya koyduğu raporlara göre, siyanürün neden olduğu tahribatı doğa ancak 200-250 yıl sonra giderebilmekte. Siyanürün zarar verdiği 2 cm.lik bir toprak tabakasının yeniden oluşabilmesi için en az 200 yıl süre geçmesi gerekiyor. Bu durum siyanür için böyle. Ama sülfürik asitin neden olduğu tahribatın doğa tarafından onarılabilmesi açısından böyle bir süre verebilmenin ise imkânı yok. Toprak da bir canlı. Sülfürik asit toprağa karıştığında toprakta bulunan tüm mineralleri de yakarak yok ettiği için, toprağın bağışıklık sistemini de yok etmiş oluyor. Bu nedenle doğada uyur vaziyette bulunan arseniği de tetikleyerek, artık bağışıklık sistemi de çökerek tamamen savunmasız hale gelen toprağın çölleşme sürecine girmesine etken oluyor. Buradan sülfürik asit yönteminin ne denli korkunç olduğunu anlayabilmek mümkün. Sülfürik asitle yok edilen veya çökertilen bir ekosistemin yeniden geri kazanılması mümkün değil.

Örneğin İTÜ Madencilik Fakültesi Metalurji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Yüksek Kimya ve Metalürji Prof. Dr. İsmail Duman, 18-20 milyon ton sülfürik asit kullanılmasının söz konusu olacağı Turgutlu Çaldağı nikel madenciliği için şöyle diyor: “Böyle bir bölgede 25-30 yıl boyunca 18-20 milyon ton sülfürik asitin üstelik açık havada kullanılması madencilik falan değildir. Bu açık havada bir kimya fabrikası kurmak demektir.” Prof. Dr. Duman’ın deyimine göre; bu durumda bölge bir açık hava kimya laboratuarı haline dönüşmüş olacak. “Böyle bir madencilik olmaz, bu yapılan şeye madencilik denilemez” diyen Prof. Dr. İsmail Duman, “Açıkça bu kadar asitin kullanıldığı bir yerde ne tarım kalır, ne canlı kalır, dolayısıyla insan zaten kalmaz” derken, sonunda ne olacak sorusunun cevabını ise, madenin işi bitip de çekip gittiğinde bölgenin bir otun bile bitmediği çölleşmiş bir hal alacağı gerçeğini göstermeye çalışıyor. Kısacası milyonlarca tonluk sülfürik asitin böyle bir madencilik projesi için kullanımına madencilik denilemez, ama doğrudan yarattığı tahribat nedeniyle adına ancak “facia” diyebilmek mümkün!

Günümüzün dünya felaketi: Asit yağmurları

Bu faciayı bu kadar kaçınılmaz bir son haline getiren ve bilinmesi gereken en önemli ayrıntılardan biri ise; asit yağmurları konusu! Bu tehdit ise hem geniş bir zamana ve geniş bir alana yayılması, hem de sinsi bir tehdit olması bakımından belki de bilinmesi gereken en önemli ayrıntı sayılabilir.

Bu konuya da değinmek gerekirse; özellikle maden şirketlerinin halkı aldatmak için uydurdukları “sülfürik asit kesinlikle buharlaşmaz, bu nedenle de asit yağmurları gibi bir şey söz konusu olmaz” yalanlarına kanmama konusunda uyanık olmak gerek. Çünkü doğada asit yağmurları diye bir gerçeğin var olduğu bilinmektedir. Ama maden şirketleri uyguladıkları madencilik yöntemini zararsız ve son derece masummuş gibi göstermeye çalışırken, uydurdukları bu yalanla da asit yağmurlarının oluşumunu sanki doğanın kendisinin bir kusuru imiş gibi göstermiş de oluyorlar.

Ayrıca sülfürik asitin buharlaştığı bizzat Prof. Dr. İsmail Duman tarafından da laboratuar deneyleri ile kanıtlanmıştır ve sülfürik asitin buharlaşabildiği görülmüştür. Ama asit yağmurları gerçeğini ve nasıl oluştuğunu madencilerin tuzağına düşmemek için “sülfürik asit buharlaşır mı, buharlaşmaz mı” polemiğine girmeden ortaya koymak gerekirse, öncelikle asit yağmurlarının oluşmasına en çok neden olan etkenin havaya salınan (veya karışan) kükürt dioksit olduğunu vurgulamamız gerekir. Kükürt dioksitlerin en önemli çevre zararı, yarattıkları asit yağmuru şeklinde olmaktadır. Böyle bir madencilik projesinde kükürt dioksitin havaya karışımı kaçınılmaz bir sonuç ve bu da günümüzün dünya felaketlerinden biri olan asit yağmurlarının oluşumunun en başlıca nedeni.

Böyle bir durumun “kaçınılmaz bir sonuç” olarak tanımlanmasının bir diğer nedeni ise, şirketler tarafından madencilik projesi kapsamında bölgede sülfürik asit fabrikası kurma çabalarının olması. Örneğin Turgutlu Çaldağı’nda işletilmek istenen nikel madenciliği projesi için burada dünyanın en büyük sülfürik asit fabrikalarından birinin kurulması söz konusu. Ve bu da yüksek teknoloji ile değil, Çin malı ucuz bir fabrika ile olacak. Proje kapsamında 25 yıl boyunca kullanılması söz konusu olan sülfürik asit miktarı 18-20 milyon ton. Dolayısıyla yılda 1 milyon 200 bin ton sülfürik asit kullanılması gerekecek. Bu miktarda sülfürik asit elde etmek için her gün yaklaşık 100 tane 10 tonluk kamyon dolusu kükürt yakılması gerekiyor. 25 yıl boyunca proje kapsamında 18-20 milyon tonluk sülfürik asit kullanabilmek için ise yaklaşık 40 milyon ton kükürdün yakılması söz konusu. Kükürt yakılınca da kükürt dioksit diye bir gaz çıkarıyor.

Bilimsel araştırmalara göre; asit yağmuru esas olarak sülfürik asit fabrikası gibi sanayi tesislerinden ve konutların kükürtlü yakıtlarla ısıtılmasından kaynaklanan; kükürt ve azot oksitleri içeren asit çökelmesidir. 2 ile 7 gün arasında havada asılı bir halde kalabilen bu kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara da uğrayarak zamanla çok uzaklara taşınabilmektedir. Bu kirleticiler, atmosferdeki su damlaları ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmaktadır. Kükürdün yanması sonucu havaya karışan kükürt dioksit gibi gazlar, atmosferde asit oluşumuna neden olmakta ve bunların yeryüzüne ulaşması ile asit yağmurları oluşturmaktadır. Bunların yeryüzüne dönüşleri ise kuru ve yaş asit depolanması sonucu oluşuyor.

Bilimsel raporlara göre; hava kirleticilerinin en yaygın olanı kükürt dioksit. Her yıl tonlarca SO2, çeşitli kaynaklardan yayılarak atmosfere karışmakta. Bu emisyonların en önemli bölümü; sülfürik asit fabrikaları ve elektrik üretmek amacıyla çok büyük miktarlarda katı ve sıvı yakıtlar yakan JES ve benzeri termik santrallerden oluşmakta. Havaya karışan kükürt dioksit, azot oksit gibi kirleticiler, atmosferde çeşitli kimyasal reaksiyonlara uğrayarak zamanla çok uzaklara taşınabilmektedir. Bu kirleticiler, atmosferdeki su partikülleri ve diğer bilişenlerle tepkimeye girerek sülfüroz asit (HSO), sülfürik asit (H2SO4) ve nitrik asit (HNO3) oluşumuna neden olmakta.

Kükürt dioksitin çevreye ve insan sağlığına zararları son 50 yıldır bilinmekte. Ama son olarak Jeoloji Yüksek Mühendisi Tahir Öngür’ün “Asit sisleri ve asit yağmurları”, Dr. Oya Özdemir’in “Görünmeyen tehlike asit yağmurları” adlı raporları ile Prof. Dr. Nusret Fişek‘in bir yazısında konusu geçen 1952 yılındaki “Londra olayı” asit yağmurları konusunun neden günümüzde dünya felaketlerinden biri olarak görülebileceğini yeterince aydınlatacak özellikte.

Bu nedenle gelecek yazımın konusunu “asit yağmurları” konusuna ayırmayı düşünüyorum. “Asit yağmurları” konusunun bizzat Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kendi dergilerinde bile ayrıntılı ve ciddi uyarılarla yer aldığının görülmesi, bugün uygulanmaya çalışılanlarla nasıl bir insanlık suçu işlenmekte olduğunu da gösterecektir.

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top