Buradasınız
Ana Sayfa > Bilim > ÇMO: ‘Türkiye’de 75 milyon kişi kirli hava soluyor’

ÇMO: ‘Türkiye’de 75 milyon kişi kirli hava soluyor’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası, “Türkiye 2019 Hava Kirliliği Raporu” yayımladı. Rapor Türkiye’de, kent ölçeğinde en az 75 milyon kişinin kirli hava soluduğunu ortaya koydu.

Türkiye 2019 Hava Kirliliği Raporu, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası tarafından 6 Mayıs tarihinde yayınlandı. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Dr. Baran Bozoğlu tarafından çevrimiçi basın toplantısıyla kamuoyuna açıklanan rapor, kent ölçeğinde Türkiye’de 75 milyon kişinin kirli hava soluduğunu ortaya koyuyor.

HAVA KİRLİLİĞİNİN EN YOĞUN OLDUĞU İLLER

Rapor, Türkiye’de hava kirliliği yaşayan bölgeleri belirlemek adına kanser, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, astım, alerji, stres, depresyon gibi sağlık problemlerine yol açan partikül madde 2,5 (PM2,5), partikül madde 10 (PM10), kükürtdioksit (SO2), azotdioksit (NO2), azotoksitler (NOX), karbonmonoksit (CO) ve ozon (O3) parametreleri için sınırların aşıldığı gün sayıları ve yıllık ortalama değerleri inceliyor.

Raporda tüm kentlerde hava kirliliği sorununun yaşandığı belirtilmekle beraber genel olarak hava kirliliğinin en yoğun olduğu kentlerin Bursa, Adana, Ankara, İstanbul, Iğdır, Şırnak, Muş, Manisa, Kahramanmaraş, Karabük, Çanakkale, Denizli, Zonguldak, Edirne – Keşan, Şanlıurfa olduğu vurgulandı.

“SADECE 48 İSTASYONDA GÜVENLİ VERİ ALINIYOR”

Türkiye‘de doğrudan akciğerlere ulaşan ve alt solunum yolu enfeksiyonu, akciğer hastalıklarına sebep olan partikül madde (PM)2,5 mevzuatı olmadığına ve yeterli ölçüm yapılmadığına dikkat çeken Bozoğlu, 257 istasyondan sadece 138 istasyonda PM 2,5 ölçümü yapıldığını, ancak 138 istasyonun ise 41‘inin 2019 yılında ölçüm yapmadığını belirtti.

“RİSKLİ BÖLGELERDE KİRLİLİK ÖLÇÜLMÜYOR”

Güvenli veri alımı olan istasyon sayısının sadece 48 olduğunu dile getiren Bozoğlu, doğrudan akciğerlere ulaşan ve alt solunum yolu enfeksiyonu, akciğer hastalıklarına sebep olan PM 2,5 kirleticisine dair acilen sınır değer tanımlanması çağrısında bulundu. Bozoğlu ayrıca, “İnsan sağlığı ve doğa için risk olan kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerdeki istasyonların bir kısmında (Muğla – Yatağan, Sivas Kangal) ölçüm yapılmaması ve bu santrallerin etkisini tespit etmesi gereken istasyonlarda tüm kirlilik parametrelerinin (PM 2,5) ölçülmemesi dikkat çekicidir” dedi. Rapordaki PM 2,5 ölçümlerine göre genel olarak hava kirliliğinin en yoğun olduğu kentlerin Bursa, Adana, Ankara, İstanbul, Iğdır, Şırnak, Muş, Manisa, Kahramanmaraş, Karabük, Çanakkale, Denizli, Zonguldak, Edirne – Keşan, Şanlıurfa olduğu belirtildi. Havası diğer kentlere göre daha az kirli olan yerlerin ise Yalova Armutlu, Rize Ardeşen, Artvin Hopa ve Hatay Antakya olduğu vurgulandı.

“COVID-19 İLE KİRLİLİK GEÇİCİ AZALDI”

Raporu kamuoyuyla paylaşan Dr. Baran Bozoğlu , Kovid-19 salgını nedeniyle alınan önlemler sonucunda hava kalitesindeki iyileşmeye de vurgu yaptı. Bu iyileşmenin yalnızca anlık olduğunun; hava kirliliği sorununun doğrulanmamış ve kısa süreli verilerle değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizerek, hava kirliliğinin uzun dönemli etkilerine dikkat çekti.

Bozoğlu; “Kovid–19 salgını ile kent merkezlerinde trafikten kaynaklı kirliliğin geçici olarak azaldığı, ısınma kaynaklı kirliliğin ise mevsimsel olarak her yıl doluğu gibi azaldığı görülmektedir. Ancak bu durum geçicidir. 2014’den bu yana hava kalitesine dair yayımladığımız raporlar incelendiğinde, neredeyse bütün kentlerimizde hava kalitesinin her yıl gittikçe kötüleştiği ve beş yıldır üst üste tüm şehirlerde kirli hava solunduğu görülebilmektedir.” dedi.

Güvenli veri alımı olan bütün hava ölçüm istasyonlarında, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün belirlediği yıllık ortalama sınır değer aşıldı.

“HAVA KİRLİLİĞİ COVID-19’U DAHA ÖLÜMCÜL YAPIYOR”

Öte yandan, COVID-19 nedeniyle 30 büyükşehirin yanında Zonguldak ilinde de kısıtlamaların getirilmiş olmasına dikkat çeken Bozoğlu, “Ana nedeninin bu bölgede yaşayan vatandaşlarımızın uzun süredir hava kirliliğine maruz kalmaları olduğu unutulmamalıdır” dedi ve ekledi “Hava kirliliği, solunum yolu hastalıklarını yaratmakla beraber insan bedenini zayıflatması nedeniyle COVID-19 gibi hastalıkların daha da ölümcül veya hasarlı olmasına neden olmaktadır.”

“HAVA KİRLİLİĞİNE KALICI ÇÖZÜM GEREKİYOR”

Bozoğlu hava kirliliğinin azalması için kalıcı çözümlerin üretilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Ülkemizde ve tüm dünyada COVID-19 salgını yaygınlığı sürdürmesine ve hava kirliliğinin azaldığına dair bilgi paylaşımlarına rağmen, hava kirliliğini kalıcı olarak azaltacak ve ortadan kaldıracak önlemlerin, planların, uygulamaların paylaşılmamış olması geleceğe umutla bakmamıza engel olmaktadır” dedi.

Türkiye 2019 Hava kirliliği verileri

2018 yılında 84 tane istasyonda güvenli veri alımı sağlanamadı, bu sayı 2019 yılında 92’ye yükseldi.

Partikül Madde 2,5 (PM 2,5)

257 istasyondan sadece 138 istasyonda PM2,5 ölçümü yapılabilmektedir. Ölçüm yapma mekanizmasına sahip 138 istasyonun ise 41’i 2019 yılında ölçüm yapmamıştır. Güvenli veri alımı olan istasyon sayısı ise 48’dir (istasyonların yaklaşık %65’inde güvenli veri alımı yoktur). Güvenli veri alımı olan bütün istasyonlarda, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün belirlediği yıllık ortalama sınır değer aşılmıştır. Özetle, güvenli veri olan 48 lokasyonun tamamında hava kirlidir. AB’nin belirlediği yıllık ortalama limit değer ise 10 istasyonda aşılmıştır; bu istasyonlar; Erzurum – Taşhan, Sakarya – Hendek OSB – MTHM, Amasya – Şehzade, Edirne – Keşan-MTHM, Bursa, Zonguldak – Eren Enerji Santral, Tokat – Meydan, İstanbul – Kağıthane-MTHM, İstanbul – Aksaray, Bursa – Uludağ Üniv.-MTHM, Ankara Siteler, Sincan ve Sıhhiye’dir. Adana, Mersin ve Gaziantep gibi nüfusun yoğun olduğu büyükşehirlerimizde ve Kahramanmaraş, Manisa Soma gibi kirliliğin önemli kaynağı olan kömürlü termik santrallerin olduğu istasyonlarda PM 2,5 ölçümünün yapılmıyor olması, İzmir’de PM 2,5 ölçüm istasyonu olmasına rağmen veri olmaması hava kalitesinin yeterince takip edilmediğini göstermektedir.

Partikül Madde 10 (PM10)

248 istasyonda PM10 ölçümü yapılmaktadır. 31 istasyonda ölçüm yapılmamış ve 92 istasyonda güvenli veri alımı sağlanmamıştır. Kurulu istasyonların sadece yarısında (125 tane istasyonda) minimum veri alımı sağlanmıştır. Özetle, PM 10 ölçümü yaptığı belirtilen istasyonların yarısı yetersiz çalışmıştır. 24 saatlik ölçümlere bakıldığında, güvenli veri alımının olduğu istasyonların 102 tanesinde (%82) DSÖ, AB ve Ulusal limit değeri 35 defadan fazla aşılmıştır ve en çok aşım olan istasyonlar; Iğdır, Ankara Siteler, Ankara Sıhhiye, İzmir Bayraklı ve Bornova, Şırnak, Adana, Zonguldak, Kütahya, Kahramanmaraş, Bursa, Çorum-Mimar Sinan, Muğla, Kocaeli, İstanbul-Sultangazi, Mecidiyeköy, Alibeyköy ve Kağıthane’dir. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Samsun, Bursa, Balıkesir, Denizli gibi büyükşehirlerimizin tamamında partikül madde 10 kirleticisinin yüksek olduğu görülmektedir. Ankara Siteler bölgesinde kirliliğin her yıl arttığı ölçümlerde tespit edilmiştir. Kış aylarında Ankara Siteler bölgesinde insan duyuları ile de açıkça hissedilebilir, zaman zaman nefes almayı dahi zorlaştıran kirliğin olduğu görülmektedir. Bu alandaki kirliliğin ana kaynağı sitelerdeki endüstriyel faaliyetlerin kontrolsüz olması ve yeterince denetlenmemesi, bölgedeki işletmelerin kontrolsüzce her türlü atığı yakma eğilimidir. Hava kirliliğinin İstanbul ve İzmir’de özellikle maddi koşulları düşük olan yerleşim alanlarında ve trafiğin yoğun olduğu bölgelerde arttığı görülmektedir. Isınma kaynaklı kömür ve atık yakımı ve ulaşımda fosil yakıt kullanan bireysel araç kullanımındaki artış kirliliğin ana kaynağıdır. 2018 ve 2019 yıllarındaki ölçümleri, istasyonlardaki güvenli veri alımlara göre karşılaştırırsak; 2018 yılında 84 tane istasyonda güvenli veri alımı sağlanamamış olup bu sayı 2019 yılında 92’ye yükselmiştir.

Kükürtdioksit (SO2)

229 istasyonda SO2 ölçümü yapılmaktadır. Bu istasyonların 26’sında ölçüm yapılmamıştır. Yaklaşık ortalama 130 istasyonda minimum veri alımı sağlanmıştır. Kömür tüketiminin de önemli göstergelerinden olan SO2 kükürdioksitin termik santrallerin olduğu Zonguldak, Soma, Çan gibi bölgelerde sınır değerleri oldukça aştığı görülmüştür. Kükürtdioksit kirliliğini yoğun yaşayan kentlerin başında; Keşan, Zonguldak, Yozgat, Van, Tekirdağ, Şanlıurfa, Balıkesir Gönen, Manisa Soma – 220 gün, Kütahya Kentpark, Kocaeli Dilovası, Karabük, Hakkari, Çanakkale Çan, Denizli, Çorum, Çankırı, Bursa, Ardahan, Balıkesir Edremit, Amasya Suluova, Ağrı Patnos gelmektedir. Edirne Keşan ve Manisa Soma’da 200 günden fazla vatandaşlar bu kirliliğe maruz kalmıştır. Saatlik ölçümlere ve günlük ölçümlere bakıldığında, Sivas – Kangal Termik 1, Sivas – Kangal Termik 2, Kütahya – Trafik, Muğla – Milas Ören gibi kömürlü termik santrallerin olduğu illerdeki istasyonların ölçüm yapmaması dikkat çekicidir.

Azotdioksit (NO2)

208 istasyonda NO2 ölçümü yapılmaktadır. Sadece 80 istasyonda (208 istasyonun %38’inde) güvenli veri alımı sağlanmıştır. Saatlik ölçümlerde, güvenli veri alımı sağlanan istasyonlarda Ulusal Limit Değerimizi 18 defadan fazla aşan 3 istasyon bulunmaktadır ve bu istasyonlar Ankara-Sıhhıye, Kırıkkale ve Konya-Karatay’dır. DSÖ ve AB Limit Değerini 18 defadan fazla aşan istasyonlar ise; Ankara-Sıhhıye, Erzurum, İstanbul – Aksaray, Kırıkkale ve Konya-Karatay’dır. Yıllık ortalamalara bakıldığında, güvenli veri alımının sağlandığı 80 istasyonun 21 tanesinde DSÖ, AB ve Ulusal Limit Değer olan 40µg/m3 değeri aşılmıştır. Bu istasyonlar; Ankara – Demetevler, Bursa – Beyazıt Cad.-MTHM, Erzurum, Erzurum-Taşhan, İstanbul – Aksaray, İstanbul – Alibeyköy, İstanbul – Beşiktaş, İstanbul – Çatladıkapı, İstanbul – Esenler, İstanbul – Kadıköy, İstanbul – Mecidiyeköy-MTHM, İstanbul – Selimiye, İstanbul – Şirinevler-MTHM, İstanbul – Ümraniye, İstanbul – Ümraniye-MTHM, İstanbul – Üsküdar-MTHM, Kırıkkale, Kocaeli, Kocaeli – İzmit-MTHM, Trabzon – Beşirli ve Trabzon – Fatih’tir. 2018 ve 2019 yıllarının karşılaştırılması yapıldığında; istasyon sayısı 2018 yılında 173 iken 2019 yılında bu sayı 208’e yükselmiştir. Hem güvenli verinin alındığı hem de “-“ eksi değerin ölçülmediği istasyonlara bakıldığında, 2018 yılında bu sayı 68 iken, 2019 yılında bu sayı 80’e yükselmiştir.

Türkiye atmosferindeki partikül maddeler yıl bazında düzenli olarak artıyor. Ülkenin atmosferi, partikül maddeler açısından Avrupa’ya göre daha kirli.

Azotoksitler (NOx)

208 istasyonda NOx ölçümü yapılmaktadır. Sadece 76 istasyonda güvenli veri alımı sağlanmıştır. Bu 76 istasyonun 56 tanesinde AB ve Ulusal Limit Değer aşılmıştır. NOx kirliliğinin olduğu iller arasında Ankara, Balıkesir, Bilecik, Bolu, Bursa, Çanakkale, Düzce, Edirne, Erzincan, Erzurum, İstanbul, İzmir, Karabük, Kars, Kırşehir, Kocaeli, Kütahya, Sakarya, Tekirdağ, Trabzon ve Yalova’dır. 2018’de ölçüm verisi olmayan istasyon sayısı 7 iken, 2019’da bu sayı 31’e yükselmiştir.

Karbonmonoksit (CO)

152 istasyonda CO ölçümü yapılmaktadır. 54 istasyonda ölçüm yapılmamış ve 53 tanesinde de (yaklaşık %35’inde) minimum veri alımı sağlanmıştır. Hem güvenli veri alımının olduğu hem de “-“ eksi değerin ölçülmediği istasyonlara bakıldığında sadece İstanbul-Avcılar istasyonunda 55 defa DSÖ, AB ve Ulusal limit değer olan 10mg/m3 aşılmıştır. 2018 ve 2019 yılları karşılaştırıldığında, güvenli veri alımının olduğu istasyonlardaki aşımlara bakıldığında, 2018 yılında hiç limit değer aşılmamışken, 2019 yılında İstanbul-Avcılar istasyonunda limit değer 55 defa aşılmıştır.

Ozon (O3)

163 istasyonda O3 ölçümü yapılmaktadır. 32 istasyonda da ölçüm verisi bulunmamaktadır. Güvenli veri alımının (sadece ozon için güvenli veri alımı %75 olarak alınmıştır) olduğu istasyon sayısı 89’dur. 67 istasyonda DSÖ Limit Değeri ve 49 istasyonda da AB ve Ulusal Limit Değeri aşım göstermiştir. En fazla aşım olan 4 istasyon Erzurum-Pasinler, Balıkesir – Erdek-MTHM, Iğdır-Aralık ve Edirne –Keşan’dır.

Uydu verileri ve gözlemleri de raporda incelenmiştir.

Kent ölçeğinde, ülkemizin tamamında hava kirliliği sorunu görülüyor.

Analiz edilen uydu gözlemlerine göre

  • Hem Avrupa hem de Türkiye atmosferinde yaz aylarında, kış aylarına göre daha yüksek partikül madde bulunmaktadır. Bu durum özellikle ilkbahar ve yaz döneminde, Orta Doğu ve Kuzey Afrika kaynaklı çöl tozlarının Türkiye’ye taşınmasından kaynaklanmaktadır.
  • Türkiye atmosferindeki partikül maddeler (aerosoller), son 17 yıl içinde Avrupa’ya göre hep yüksek seviyelerde ölçülmüştür. Başka bir deyişle, Türkiye atmosferi partikül maddeler açısından Avrupa’ya göre daha kirlidir. Bu kirlilik 2019 yılında, Avrupa’ya göre % 31.0 oranında daha fazladır.
  • Avrupa atmosferindeki partikül maddeler yıllar bazında düzenli olarak azalmaktadır.
  • Türkiye atmosferindeki partikül maddeler, yıllar bazında düzenli olarak ARTMAKTADIR.
  • Türkiye atmosferindeki partikül maddeler 2003 yılında Avrupa’ya göre % 5.6 oranında daha fazlayken, 2019 yılında % 31.0 oranında daha fazla ölçülmüştür.
  • Avrupa Birliği tarafından hava kalitesinin korunmasına yönelik olarak alınan önlemler sonuç vermiştir ve başarılıdır.
  • Türkiye için de benzer hava kalitesini artırıcı önlemler acil olarak alınmalıdır.

Raporun ana bulguları

  • Ülkemizde en az 75 milyon insan 2019 yılında kirli hava solumuştur.
  • Kent ölçeğinde, ülkemizin tamamında hava kirliliği sorunu görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü, Avrupa Birliği ve Uusal mevzuatımızca belirlenen sınır değerler kapsamında bütün kirlilik parametreleri değerlendirildiğinde Yalova Armutlu, Rize Ardeşen, Artvin Hopa ve Hatay Antakya bölgelerinin diğer bölgelere göre hava kirliliğinin çok daha az olduğu görülmektedir.
  • 2019 yılında birçok istasyonun verimli çalıştığına dair şüphe yaratan “-“ eksi değerlerin ölçüldüğü ve istasyonların sağlaması gereken %90 oranında veri oluşturma ihtiyacının genel olarak yeterince sağlanamadığı görülmüştür.
  • Hava kirliliği ancak ve ancak sürekli ve verimli ölçüm/izleme ile çözülebilir. Fakat ne yazık ki, SO2, NO2, NOx gibi ülkemizde sınır değerleri tanımlanmış kirleticiler kirlilik kaynaklarının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesini sağlayacak düzeyde izlenmemektedir. İstasyonlarımızın sayılarında son zamanla hızlı bir artış olması olumlu olmakla birlikte verimlilikleri tartışma konusudur.
  • Hava kirliliği kaynağı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kükürtdioksit yoğunluğunun olduğu bölgelerde genellikle sanayide, enerji üretiminde ve ısınmada kullanılan kömürün etkisi görülmektedir. Kent merkezlerinde ise ulaşımdan kaynaklı hava kirliliği de etkisini arttırmaktadır.
  • İnsan sağlığı ve doğa için risk olan kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerdeki istasyonların bir kısmında (Muğla – Yatağan, Sivas Kangal) ölçüm yapmadığı ve bu santrallerin etkisini tespit etmesi gereken istasyonlarda tüm kirlilik parametrelerinin (PM 2,5) ölçülmediği görülmektedir.
  • Doğrudan akciğerlere ulaşan ve alt solunum yolu enfeksiyonu, akciğer hastalıkları yapan Partikül Madde 2,5 (PM 2,5) kirleticisine dair mevzuatımızda hala herhangi bir sınır değer tanımlanmamıştır.
  • Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği Avrupa Birliği Mevzuatı ile tam uyumlu değildir.
  • PM 2,5 ülkemizin birçok büyük kentinde izlenmemektedir.
  • Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın birçok platformda, toplantıda uzun yıllardır koyduğu mevzuat düzenlemesi, uygulama, modelleme çalışması gibi hedeflerin hayata geçirilmediği görülmüştür.
  • Temiz Hava Merkezleri’nin kuruluş sürecinin tamamlanması idari olarak hava kalitesi izleme sürecinin iyileştirilmesi için olumlu bir adımdır.
  • Hava kirliliği yaşayan kentlerimizin birçoğunda Temiz Hava Eylem Planlarının oluşturulmadığı, varolan planların kamuoyuna açık hale getirilmediği ve kurumların bu planlardaki hedeflere yönelik yaptıkları çalışmalara dair bilgi ve uygulama tespit edilmemiştir.
  • Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Arttırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında kentlerde Düşük Emisyon Bölgeleri oluşturulabileceği belirtilmiş olmasına rağmen herhangi bir belediyemizde bu konuda somut bir faaliyet görülmemektedir.
  • Zonguldak gibi birçok kentimizde tıpkı tüm büyükşehirlerimizde olduğu gibi hava kirliliği sorunu 2014’den bu yana yayımladığımız raporlarımızda da görüleceği üzere artarak devam etmektedir. 5 senedir üst üste tüm şehirlerde hava kirliliği sorunun yaşandığı bilimsel raporlarımızda ortaya konmuştur.
  • Kentlerimizde ve sanayi bölgelerinde ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek her türlü atığın yakılarak ısınma sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir. Aynı zamanda yine ekonomik koşullar gerekçe gösterilerek ısınma amaçlı kömür tüketimi talebi artmaktadır.
  • Gelir seviyesi düşük olan bölgelerde ısınma kaynaklı hava kirliliğinin daha fazla olduğu görülmektedir.
  • Özelleştirilen ancak çevre mevzuatına uygun olmadığı için kapatılan yada geçici faaliyet belgesi verilen kömürlü termik santrallerin olduğu bölgelerin tamamında (partikül madde ve kükürtdioksit başta olmak üzere) yoğun hava kirliliği sorunu görülmektedir.

Öneriler:

  • Tablolar halinde paylaştığımız hava kirliliğin azaltılması, kentin yöneticilerinin alacağı önlemlerle ve planlamalarla mümkündür.
  • Ölçüm istasyonlarının bakım-onarım ve kalibrasyonuna özen gösterilmesi ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bütçesinde yapılacak düzenleme ile hava kalitesine yönelik değerlendirmelere daha fazla maddi ve idari kaynak ayrılması gerekmektedir.
  • Bütün kirletici parametreler bütün istasyonlarımızda izlenmeli, bu parametreler üzerinden modelleme çalışması yapılarak daha yerel ve küçük ölçekli hava kalitesi verileri oluşturulmalı ve geleceğe yönelik hava kirliliğini azaltmak için planlar yapılmalıdır.
  • Ulusal mevzuatımız PM 2,5 kirleticisinin de azaltılmasına yönelik hedeflerle güncellenmelidir.
  • Büyükşehirler başta olmak üzere tüm kentlerde Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Arttırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik kapsamında Düşük Emisyon Bölgeleri planlanmalı ve hayata geçirilmelidir.
  • Temiz Hava Eylem Planları tüm ilgili paydaşların katılımı ile her kentte hazırlanarak kamuoyu ile paylaşılmalı ve hedeflerin izlenmesi sağlanmalıdır.
  • Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri çevre denetimlerini arttırmalıdır.
  • Kovid-19 salgını ile hava kirliliğinin olduğu bölgelerde riskin fazla olduğu gerçeği ile karar vericiler ve siyasetçiler yüzleşmelidir. Salgın sonrası ekonomilerin kendisini toparlaması kaygısı ile hava kirliliğinin salgın öncesinden daha da fazla artma riski bulunmaktadır. Bu riskin gerçekleşmemesi için zaman kaybetmeden hava kirliliğini azaltıcı uygulamalara başlanmalıdır.
  • Büyükşehir Belediyelerimiz vakit kaybetmeden, popülist politikalardan sıyrılarak, kısa vadeli arayışlara takılmadan, hızlı, konforlu, güvenli ve ucuz hava kirliliği yaratmayan toplu taşıma çözümlerini ve hava kirliliğini azaltmayı hedefleyen kent planlamasını hayata geçirmelidir.
  • Hava kalitesinin tespiti ve kamuoyu ile paylaşılması Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın görevidir. Kentlerdeki vatandaşların sağlıklı çevrede yaşama hakkına dair sorumlulukları olan büyükşehir ve ilçe belediyeleri ile valilikler kendi bölgelerinde eksik veya yetersiz olan ölçüm istasyonların tüm parametrelerde doğru veri üretecek hale getirilmeleri için talepkar olmalıdır.
  • Belediyelerin veya ilgili diğer kurum ve kuruluşların ısınma amaçlı kömür yardımı yerine alternatif çözümleri hayata geçirmesi büyük bir ihtiyaçtır.
  • Kömürlü termik santraller tüm dünyada terkedilmeye başlanmıştır. Hava kirliliğinin ve iklim krizinin en önemli sebeplerinden olan kömürlü termik santraller diğer birçok ülkede olduğu gibi kapatılma süreçleri planlanmalı ve bu alanda çalışan emekçilerin mağduriyetlerinin oluşmaması için alternatif kalkınma planları oluşturulmalıdır.
  • Enerji verimliliğine yönelik çalışmalara hız verilmelidir.
  • Kentlerin üst ve alt ölçekli planları hava kirliliği sorununu çözmeye, iklim krizinin etkisini azaltmaya yönelik olmalıdır.
  • Enerji kaynağı olarak kömür ve türevi yakıtlı termik santrallere destek verilmesi yerine yenilenebilir temiz enerji kaynakları desteklenmelidir.

METODOLOJİ

Ülkemizde hava kirliliği sorununa dikkat çekmek ve çözüm önerileri sunmak için her yıl düzenli olarak raporlar yayımlanmaktadır. Raporlarımız T. C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağından alınan ve https://sim.csb.gov.tr/STN/STN_Report/DataBank link adresi üzerinden yayımlanan açık kaynaktan elde edilen verilere dayanmaktadır. Alınan veriler; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Avrupa Birliği (AB) ve ülkemiz mevzuatı üzerinden bilimsel olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışma aynı zamanda hava kalitesi izleme istasyonlarının performansına (veri alım yüzdesi gibi) dair de bilgi içermektedir. 257 istasyonun verileri T. C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın Ulusal Hava Kalitesi İzleme Ağından 1 Ocak 2019 ile 31 Aralık 2019 tarihlerini kapsayacak şekilde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın verileri doğrulama işlemini tamamladığını sözlü olarak beyan ettiği 26.02.2020 tarihinde alınmıştır.  

İndirmek için tıklayınız: TMMOB ÇMO’nun 2019 Türkiye Hava Kirliliği Raporu

Kaynak: TMMOB

Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği; yaşama yönelik artan tehditlere karşı, yurt genelinde faaliyet gösteren bir çok ekoloji örgütünün bir araya gelmesi ile 2018 yılında oluşmuştur.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top