Buradasınız
Ana Sayfa > Kültür > Şiire kasket giydiren şair: Orhan Veli Kanık

Şiire kasket giydiren şair: Orhan Veli Kanık

Türk şirine yeni bir soluk, yeni bir ses ve tarz getirdiği kadar, yarattığı akımla da unutulmaz isimlerden oldu Orhan Veli Kanık.

Onu ilk olarak, şairaneliğe sırt çevirip, “sokaktaki adam”ı ön plana çıkarması ile sevdik. “Ben garibin sevdalısıyım” diyen Orhan Veli, kendisini de “Bir garip Orhan Veli” diye tanımlamayı severdi. Bu yüzden, “Ben garibin şiirini yazacağım” demişti.

Gerçekten de bir garipti (!) Orhan Veli. Rakı şişesinde balık olmayı isterdi mesela, ama henüz 36 yaşında, belediyenin açtığı çukura düşerek hayatını kaybetti. Ölümü de bir garip olmuştu. Yıl 1950, günlerden bir kasım sabahıydı.  

2019 yılının Kasım gününde, aramızdan ayrılışının 69. yıldönümünde böylece bu sıradışı şairimizi anmak istedim.

Tam bir “İstanbul sevdalısı”ydı Orhan Veli. “İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı” şiiri, bugüne dek İstanbul için yazılmış en güzel şiir oldu. Ama o çok sevdiği İstanbul’un caddelerinden birindeki belediyenin açtığı çukura düştüğünde de gözleri kapalı mıydı, bilinemedi (!)

Çocuklara bayılırdı. La Fontaine‘den en ünlü fablları çevirip düzenleyerek çocuk edebiyatına da önemli katkılarda bulundu.

Tüm “toplumcu” şairler gibi, Orhan Veli de sanatında yaşadığı somut gerçeklikten kopmamıştı. Ama onun tavrı bir başkaydı. Alaycı bir tavrı oldu hep. Hayatın gariplikleri ile dalga geçti.

Hitler faşizmi ile de dalga geçerken, “olmaz ki, böyle de yatılmaz ki” sözleriyle kendisini çileden çıkaran bir dilbere, birden bire “bir elinde ayna, bir elinde cımbız” sözleriyle sevilen cımbızlı şiirinde “umurunda mı dünya” diye yer verip, o günlerin gündeminde Hiroşima‘ya atılan atom bombası olayına karşı toplumumuzdaki duyarsızlığa da dokunuyordu.

Ama öte yandan, dizelerindeki satır aralarında toplumcu bir şair olarak dünyanın kendisinin ne kadar umurunda olduğunu da anlatıyordu.  

Hatta şiirde ilk kez “hiç birşeyden çekmemişti, nasırından çektiği kadar” dizeleriyle sıradan bir insanın, Süleyman Efendi’nin nasırına değinecek kadar, insan hayatının da kendisinin ne kadar umurunda olduğunu yansıttı.

Havaların güzel ya da kötü oluşuna bile kafayı takardı. “Beni bu güzel havalar mahvetti/ böyle havalarda aşık oldum/Böyle havalarda şiir yazdım…” dizeleri, sanatçı duyarlılığının nerelere kadar uzandığını gösterir.

Son şiirini bir diş fırçasına sardığı küçücük bir kağıda sığdırdı. Kısacık hayatına ise, yüzlerce şiir…

Bir Kasım günü kendisini anarken, anısına saygıyla, yaratıcısı olduğu “Garip Akımı”nın sembolü olan ve bizim toplumsal gerçekliğimiz içinde de hiç eskimeyecek olan bir şiir, “Bedava” adlı şiirini sunuyorum…

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Metin Sert
Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği ile birlikte, Ekoloji Birliği ve EGEÇEP’te de YK üyeliği görevlerini sürdürmektedir. Kişisel web sitesi: www.metinsert.com
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top