Buradasınız
Ana Sayfa > Özer Akdemir > Mezar çukuru!

Mezar çukuru!

13 Şubat Perşembe günü Bergama Kozak yolunda meydana gelen kazada dört kişi yaşamını yitirdi. Bunlardan üçü Çukuralan Altın Madeninin işçileriydi. Sabahın erken saatlerinde buz tutmuş yolda kayarak işçi servisine çarpan kamyonun şoförü de ölenler arasındaydı. Yaralanan 8 işçi Bergama’daki hastanelere kaldırıldı. Bunlardan dördünün durumu ağır.

Kaza haberini duyduğumda geçtiğimiz yıl Çukuralan Altın Madeninde yapılan bilirkişi keşfi geldi gözümün önüne. Tamamı ormanlarla kaplı bir tepenin yamacındaydı altın madeni. Daha önce iki kez kapasite arttıran maden üçüncüsüne niyetlenmiş, her kapasite artışı yargıya taşınmış, ÇED izni iptal edilmiş ama ne hikmetse maden bir gün bile üretimini aksatmamıştı!

En son gittiğimiz üçüncü kapasite artışı ile ilgili açılan davanın bilirkişi keşfinde de davayı açan çevre örgüt temsilcileri ve onların avukatları aslında beyhude bir çabanın içinde olunduğunu biliyorlardı. Altın madenlerine hukuk işlemiyordu ne zamandır!..

GELECEĞE DÜŞÜLEN NOTLAR

Yine de kimi zaman “Geleceğe not düşelim” diyerek ama daha çok bu mücadelenin her ne olursa olsun hukuk ayağının da terk edilmemesi gerektiği düşüncesinin ağır basmasıyla davalar devam ettiriliyordu. Yargıdan aslında fena kararlar da çıkmıyordu. ÇED izni iptal edilebiliyordu mesela altın madeninin izinleri defalarca iptal edildi. Kapasite artışına ‘olmaz’ diyebiliyordu mahkeme ya da Ovacık Altın Madeninin üçüncü atık havuzunun yapımını durdurabiliyordu. Sorun bu mahkeme kararlarının uygulanmasında yaşanıyordu. Daha doğrusu mahkeme kararları uygulanmadan AKP’nin bu türden sorunları çözmek için bulduğu ‘dahice’ (Şeytanca da denebilir!) 2009/7 adlı bir genelgeye dayanılarak yeni bir hukuksal süreç başlatılıyordu. Bu arada maden çalışmalarına devam ediyordu. Uzun yıllar süren davaların sonunda bir kez daha maden karşıtlarının kazanması da hiçbir işe yaramıyor, yine 2009/7 Genelgesi yürürlüğe sokularak aynı yollar yeniden başa sarıyordu…

AĞAÇLAR, KADINLAR, SULAR…

Yıllar önce Bergama köylüleri topraklarında altın işletmesi kurulmasın diye sokaklara dökülürken, madenin hem doğa hem de emek cehennemi olacağını söylüyorlardı. Doğanın nasıl katledildiğini görmek için o bölgeyi gezip görmeye gerek yok bugün. Bergama Ovacık Altın Madeninin etrafında yarattığı tahribatın fotoğrafları ile dolu internet. “İnsan dikseniz biter” denilebilecek Bakırçay Ovası’na kondurulan altın madeni üç tane atık barajı ve bir o kadar da pasa tepesi yarattı ovanın ortasında. Bir dönem uzun lifli pamuk, tütün, zeytin, bamya, domates yetiştirilen topraklarda artık zehirli atık barajları, siyanür bulaşıklı pasa tepeleri var! Derelerin suları zehir taşıyor artık tarlalara!..

Narlıca köyü kadınları yıllardır meme kanserinin artmasından yakınırlar. Kadınlar kanserlerin maden geldikten sonra çoğaldığını anlatırlar hep. Anlatırlar anlatmasına da ne işe yarar ki? Bir sağlık kuruluşu, bir meslek odası, bir devlet kurumu “Nedir bu şikayetler, bir araştıralım” demez, aklından dahi geçirmez!..

ÖRDEK SUYA DAL DA GEL!..

Madene adının yanı sıra köyün yarısını da veren, topraklarının büyük kısmı maden arazisi içinde kalan, sırtını yasladığı çamlık tepedeki bütün ağaçlar kesilerek maden tesisleri yapılan Ovacık köyünün Muhtarı Mehmet Uslu da yıllarca didindi durdu sağlığının bu maden tarafından bozulduğunu kanıtlayabilmek için. Kamuoyunda madenin çokça tartışıldığı ilk dönemlerde “Atık havuzundaki su tertemiz. Yüzülür, hatta içilir bile!” denilerek suda yüzdürülen, bardak bardak içirilen işçiler arasındaydı Mehmet Uslu. Güvenlik görevlisi olarak girdiği madende atık havuzunun zararsız olduğunu kanıtlamak için ördek gibi yüzdürülmüştü! Mehmet Uslu bir süre sonra sağlığının bozulmasının, doktorların “Kimyasal kullanan işyerlerinde olan bir meslek hastalığı” tanısı ile dalağının yarısını almasının sorumlusu olarak madeni gördü, gösterdi hep. Tabii ki bir şey kanıtlayamadı…

ÇUKUR

Çukuralan’daki altın madeni ise Bergama’daki madenin kapanmaması için bir sigorta görevi görüyordu yıllardır. Ovacık’taki cevher bitmişti ve şirket hazır Ovacık’ta siyanür üssü kurmuşken bölgenin etini, kemiğini, iliğine kadar sömürmekte, gram altın bile bırakmadan almakta kararlıydı. Bunun için Ovacık tesisleri bölgenin siyanürle altın ayrıştırma merkezi haline getirildi.

Bugünden baktığımızda eğer Bergama köylülerinin direnişi devletin kendi köylüsünü “Alman ajanı” diye yaftaladığı kuru iftiraların etkisiyle sönümlendirilip maden “FETÖ’nün kasası” denilen Koza Altın Şirketine teslim edilmeseydi ne Bakırçay Ovası kirlenir, ne Narlıcalı kadınlar kanserlerle boğuşur ne Mehmet Uslu dalağından olur, ne de perşembe günü Kozak yolunda dört işçi can verirdi!..

Çukuralan’daki bilirkişi keşfi ile ilgili yazdığım yazı “Doğaya karşı kazanırsak kaybedeceğimiz bir savaşın içindeydik. Ve aslında Çukuralan’a kendi mezar çukurumuzu kazıyorduk!..” diye bitiyordu. Gerçekten ve maalesef o gün ormandaki binlerce ağacın, karıncanın, böceğin mezarını kazan işçiler için de mezar oldu o çukur…

Özer Akdemir
Özer Akdemir
1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehliken/ Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor. Ekoloji Birliği ve EGEÇEP Yürütme Kurulu üyeliği görevlerini yapmaktadır.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top