Buradasınız
Ana Sayfa > Bileşen Etkinlikleri > Derenin akışını beğenmeyip, ‘Biz daha iyisini yaparız’ diyerek oraları ıslah etmek isteyenler ile onlara izin verenler ıslah edilmeli

Derenin akışını beğenmeyip, ‘Biz daha iyisini yaparız’ diyerek oraları ıslah etmek isteyenler ile onlara izin verenler ıslah edilmeli

Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sel felaketinin ardından dere yataklarının ıslahı ve yapılaşmaya açılması, orman tahribatı, hidroelektrik santraller (HES) tartışması yeniden gündeme geldi.

Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sel felaketinin ardından dere yataklarının ıslahı ve yapılaşmaya açılması, orman tahribatı, hidroelektrik santraller (HES) tartışması yeniden gündeme geldi. Çevre ve yaşam dernekleri ve platformlarının üyeleri deneyimlerini ve raporlarını ANKA Haber Ajansı’na aktardı. Dere yataklarının ıslah edilip imara açılmasının felakete zemin hazırladığını söyleyen doğaseverler, “Allah’ın yaratmış olduğu o doğal yaşam alanını, derenin akışını beğenmiyorsunuz. Siz, ‘Hayır, biz daha iyisini yaparız’ diyerek siz oraları ıslah ediyorsunuz. Burada ıslah edilmesi gereken dereler veya alanlar değil, ıslah edilmesi gereken oralara izin veren, o ıslahların önünü açan siyaset ve oraları mülkiyetine geçirmeye çalışan insanlardır” dediler.

Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin başta olmak üzere her yıl Karadeniz Bölgesi’nde sağanak yağış dereler, ırmaklar, çaylar taşıyor, sele neden oluyor. Kent merkezleri sular altında kalıyor. Can kayıpları yaşanıyor. Yaşanan her sel felaketi sonrasında da hidroelektrik santraller (HES), dere yataklarının ıslahı ve dere yataklarına verilen yapılaşma izinleri gündeme geliyor. 

Her sel felaketinde bölgelerde inceleme yapan CHP Heyetleri, dere yataklarının ıslah edilmesi, yatağın yönünün değiştirilmesi, yapılaşma izni verilmesi gibi tespitler yapıp, raporluyor.

Son olarak Sinop, Bartın ve Kastamonu’da yaşanan sel felaketiyle birlikte HES tartışması başladı. 

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, “sel felaketlerinde HES’lerin de mağdur olduğunu” söyledi. Kastamonu’nun Bozkurt ilçesindeki sel felaketinde HES kapaklarının patladığı ileri sürülürken, Devlet Su İşleri bu iddiasının asılsız olduğuna, HES’lerin taşkınları artırmadığına hatta taşkınların etkisini azalttığına yönelik açıklama yaptı. 

Sel felaketleri sonrasında derelerdeki taşkınlar köprüleri yıkıyor, parçalanan betonlar etrafa saçılıyor. Bunun örnekleri olarak da Bozkurt ve Sinop’un Ayancık ilçesinde etkili olan sel felaketinde tespit edildi. Bozkurt’ta geçtiğimiz hafta Cuma namazı sonrası cami avlusunda konuşma yapan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgede düz köprüler yerine Karadeniz Bölgesi’nde sık karşılaşılan “kemer taş köprü” yapılması için harekete geçilmesini Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na söyledi. 

Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP) Sözcüsü ve Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ, Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak ve Artvin’in Arhavi ilçesindeki Pilarget Havzası’nda kurulmak istenen HES’lere karşı mücadele veren Pilarget Doğa ve Yaşam Derneği üyeleri, Karadeniz Bölgesi’nde daha önceki deneyimleri üzerinden; HES’ler, kemer köprü, dere ıslahı ve yapılaşma iznini ANKA Haber Ajansı’na anlattılar. 

Türkiye’de HES’ler gündeme geldiğinde yaklaşık 2 bin 500 sayısından bahsedildiğini söyleyen Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcüsü Ömer Şan, “Bu sayı daha sonraları mikro HES’lerle beraber daha da yükseldi. HES’lerin yapımı sırasında ülkemizin enerjiye ihtiyacından bahsediliyordu. Ülkemize baktığımızda baraj tipi, tünel tipi, kanal tipi HES’ler görüyoruz. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde dik, yamaç olduğu için özellikle tünel tipi HES’ler tercih ediliyor. Dere ıslahı projeleri ise HES’lerden sonraya geliyor. En öncesinde Karadeniz Sahil Yolu Projesi vardı” dedi.

Karadeniz Sahil Yolu Projesi ile bölgedeki derelerin önlerine bent çekildiğini ifade eden Şan, süreci; “Daha sonra HES projeleri gündeme geldi. 2006 yılından sonra bir kanser virüsü gibi hemen her vadide, neredeyse su varlığı olan her alana HES projesi yapılmaya başlandı” sözleri ile anlattı.

“SUYUN BÜTÜN EKOSİSTEMLE BAĞINI KESİYORSUNUZ”

Şan; HES’ler, yol, tünel yapımının doğaya verdiği tahribata dikkat çekerek şunları söyledi:

“HES’leri yaylanın dibine yapmadan önce oraya ulaşım yolları yapılıyor. O ulaşım yolları gelişi güzel, o bölgenin topografyası, dik, yamaç, sert kayaç özellikleri gözetilmeden yapılıyor ve yaklaşım yollarından çıkan hafriyat gelişigüzel derelere, yaşam alanlarına dökülüyor. Daha sonra bu tüneller yapılıyor. Bu tüneller için dinamit patlatmaları yapılıyor. Bu dinamitlemeler, o dönemlerde çeşitli ölçümlerle Kandilli’den tutun da zamanının Başbakanlık deprem ölçümlerine kadar 2.7 ile 3.8 arasında değişen deprem ölçümleri yapılıyor. Bu da en düşük 5 ile 8 kilometre arasında derinliğe ve genişliğe sahip. Karadeniz Bölgesi’ndeki bu sert, kayaç yapı bu dinamitlemelerle, tabi sadece bunun için değil, Karadeniz Sahil Yolu için oluşturulan taş ocakları, hala devam eden Ordu-Giresun Havalimanı ile Rize-Artvin Havalimanı için yapılacak olan yüz milyonlarca tonun üzerindeki taşın temin edilebilmesi için yapılan dinamitlemelerdi. Bu doğal yapıyı bozuyor. Bunun yanında o tünellere kelepçeleyip almış olduğunuz suyun bütün ekosistemle, doğal yaşamla bağını kesiyorsunuz. Orada binlerce yıldır yaşam verdiği alanların ana unsuru olan suyun ekosistemle bağını kesiyorsunuz.”

“ISLAH EDİLMESİ GEREKEN, ORALARA İZİN VEREN, ÖNÜNÜ AÇAN SİYASET…”

Samsun’dan Artvin’e kadar 9 ilin yaylalarını asfalt yolla birleştirilmesi planlanan Yeşil Yol Projesi’ne de değinen Şan, şöyle konuştu:

“Yeşille hiç alakası olmayan, sadece yeşil kalemle çizildiği için adına Yeşil Yol denilen yayla yolları. Meralar imara açıldı. İmarlarla ilgili çalışmalar yapıldı ve dere ıslahı… Şimdi siz dereyi ve doğayı ıslah ediyorsunuz. Binlerce yıldır yaşamı var eden ekosistemi veyahut da Allah’ın yaratmış olduğu o doğal yaşam alanını, derenin akışını beğenmiyorsunuz. Siz, ‘Hayır, biz daha iyisini yaparız’ diyerek siz oraları ıslah ediyorsunuz. Burada ıslah edilmesi gereken dereler veya alanlar değil, ıslah edilmesi gereken oralara izin veren, o ıslahların önünü açan siyaset ve oraları mülkiyetine geçirmeye çalışan insanlardır. Dere ıslah ediyorsunuz, 800 metrelik bir dere yatağını toparlıyorsunuz, yaklaşık 10-12 metreye indiriyorsunuz ve oraları yerleşime açıyorsunuz.”

“DOĞA BİZİ YETİŞTİRİYOR OYSA”

Derelerin ıslah edilmesi ve ardından dere yataklarında yapılaşmaya dikkat çeken Şan, “Oralarda stadyumlar, hastaneler, yerleşim alanları yapıyorsunuz. Dolayısıyla bunu devlet yapıyor. Devletin yapmış olduğu bu öncülüğün dışında devlet kurumlarının binaları yapılırken yurttaşlar da oralarda yapılaşmaya başlıyor. Böylece siz bu ekosistemin ana temeline bir insani müdahale ediyorsunuz. Siz doğayı dizginleyip ıslah ediyorsunuz. Sanki bir at çiftçiliğinde at yetiştiriyorsunuz. Doğa bizi yetiştiriyor oysa” dedi. 

“ŞİMDİYE KADAR YAPMIŞ OLDUKLARINIZ DEMEK Kİ İŞE YARAMADI”

Şan, Erdoğan’ın “kemer köprü” açıklaması için de “Mimar Sinan’ın veya daha eskilerden ovalara yapılan kemer köprüler baktığımız zaman şimdiye kadar yapmış olduklarınız demek ki işe yaramadı. Şimdi başka bir şeye gidiyorsunuz. Bence çözüm kemer köprüler değil” diyerek çözümün kemer köprü olmadığını söyledi.

“DOĞAL DEĞİL, İNSANIN KENDİ KENDİNE YARATTIĞI, SİYASETİN DE DESTEĞİNİ ARKASINA ALARAK YAPMIŞ OLDUĞU FELAKETTİR”

Doğaya insan müdahalesinin arttığını, bunun da sonuçlarının ağırlaştığına söyleyen Şan, çözüm önerisini şöyle anlattı:

“Dere yatağı diyoruz, orası derenin yatağıdır, cadde, sokak değildir, orası yerleşim alanı, mülkiyet edinme alanı değildir. Derenin yatağını dereye bırakacağız. Bütün bunlara doğal afet, felaket deniyor. Doğal dendiği zaman sanki kendi kendine oluyormuş gibi. İnsanın doğaya verdiği bu geri dönüşümsüz zararları, siz kolunuzda oluşan bir yarayı iyileştirmek için yaptığınız gibi, doğa, o alanları temizleyerek, iyileştirmeye çalışıyor. Yarasını temizlemeye çalışıyor. Siz oraya yaptığınız binaların tamamını sürüklüyor. Tabi ki insanlar da bunun içerisinde sürükleniyor. Biz buna doğal diyemeyiz. İnsanın kendi kendine yarattığı, siyasetin de desteğini arkasına alarak yapmış olduğu felakettir. Bu felaketlerin önüne geçebilmek için öncelikle bu dere yataklarını derelere teslim etmemiz gerekiyor.”

“YOL ÜZERİNDE YAPILAN KÖPRÜNÜN AYAKLARI DERE YATAKLARININ SIK ARALIKLARLA KONULMASI…”

Samsun Çevre Platformu (SAMÇEP) Sözcüsü Mehmet Özdağ, Karadeniz’de yaşanan her sel felaketinde yolların yarıldığını, köprülerin çöktüğünü gördüklerini söyledi. Karadeniz Sahil Yolu Projesi’ni anımsatan Özdağ, “Yol üzerinde yapılan köprü geçişlerinin ayaklarının mevcut dere yatakları içerisine sık aralıklarla konulması nedeniyle yukarı kollardan sel sularıyla birlikte gelen rüsubatın orman atıklarından kaynaklanan dal çalı çırpı. Ayancık ve Bozkurt örneğinde gördüğümüz gibi dere yatakları içerisine yerleştirilen koyulan Orman İşletmeleri’ne ait tomruk depolama sahalarındaki tomrukların sel sularına kapılarak köprü ayaklarında birikmesi köprüden geriye doğru suyun şişmesine neden olan doğal bir baraj haline geliyor” diye konuştu.

“KÖPRÜ VE MENFEZ TEMİZLİĞİNİN YAPILIYOR OLMASI LAZIM”

Samsun’un Terme ilçesinde 2019 yılında üst üste yaşanan sel felaketlerini hatırlatan Özdağ, şunları söyledi:

“Aynı bölge içerisinde dere yatağı içerisine ayakları konulmamış. Kemerli köprülerin veya değişik teknikle inşa edilen köprülerin herhangi bir şekilde su taşkınına sebep olmadığını veya yıkıma, hasara uğramadığını görüyoruz. Eğer dere yatağı içerisinde, ırmak vadisi içerisinde herhangi bir şekilde taşıyıcı unsura sahip bir köprü varsa bunun kendisi doğrudan yıkılıyor. Eğer yıkılmıyorsa da geriye doğru, yani selin membaına doğru suyun birikmesine şişmesine sebep olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, Karadeniz bölgesinin bu doğal yapısı göz önünde bulundurularak yol ve köprü inşaatlarının buna göre tasarlanması, menfezlerin açıklıklarının buna göre hesaplanması, köprü ve menfez atlarının temizliğinin ilgili kurum ve kuruluşlarca yapılıyor olması lazım.”

“KASTAMONU’DAN ARTVİN’E DOĞRU 260 CİVARINDA HES OLDUĞUNU GÖRÜYORUZ”

Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinde bölge genelindeki HES’lerin gündeme geldiğini söyleyen Özdağ, “Kastamonu ilinden başlayacak olursak Kastamonu ilinde şu an 14 adet lisanlı hidroelektrik santrali olduğunu, Kastamonu’dan doğuya Artvin’e doğru da 260 civarında HES olduğunu görüyoruz. Elektrik Mühendisleri Odası’nın Doğu Karadeniz’de Hidroelektrik Santralleri Raporu var. Bu raporda işletme halindeki bazı hidroelektrik santrallerinin çevreye verdiği tahribat ve taşkın nedenleri konusunda bazı uyarılarda bulunulmuş” dedi ve hazırladıkları rapordan, HES’lerin doğaya olan tahribatını aktardı.

“TARIM BAKANLIĞI’NIN RAPORLARINDA DA BELİRTİLMİŞ”

Özdağ, Bozkurt’taki HES’in, kanal tipi bir HES olduğunu, risk içerisinde olduğunun da Tarım Bakanlığı raporlarında da belirtildiğini ifade ederken şu değerlendirmeyi yaptı:

“30 megawatt kurulu gücünde. Ancak rezervuarlı olmasa bile su alma yapıları önünde kısmen de olsa bir rezervuarın varlığından söz edilebilir. Bu aşırı yağışla birlikte su alma yapısı yani regülatör önünde bir su birikintisinin geriye doğru şiştiğini tahmin ediyoruz. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi Kastamonu bölgesinde, son bir buçuk iki yılda çok aşırı ticari amaçlı orman kesimi ağaç kesimi yapılması nedeniyle orman sahası içerisindeki kesim artıklarının şiddetli yağışla birlikte Hidroelektrik Santrali rezervuar alanını suyla birlikte sürüklendiğini ve burada doğal bir set oluşturduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla çok kısa sürede biriken suyun bu barajı önüne katarak Bozkurt ilçesine doğru bir su taşkını ve sel haline geldiği zaten kamera görüntülerinden görülüyor. Ancak dikkat çekmek istediğimiz bir husus şu: Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2019 yılında su yönetimini yayınladığını raporda özellikle Kastamonu Bozkurt ilçesinin çok büyük bir sel riski içerisinde olduğu, su taşkın yatağının sağ tarafındaki yapıların risk içerisinde olduğu zaten alenen Tarım Bakanlığı’nın raporlarında da belirtilmiş durumda.”

“DERELERİN FAZLA OLMASI HES ŞİRKETLERİNİN İŞTAHINI KABARTIYOR VE DERELERİMİZ PAZAR OLARAK GÖRÜLÜYOR”

Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak, bölgedeki HES sayısına dikkat çekti. Özbucak, “Derelerin fazla olması, HES şirketlerinin iştahını kabartıyor ve derelerimiz pazar olarak görülüyor. HES’ler ekolojiye, çevreye bir zararı yok denilerek algı yaratılmaya çalışıyor. Çünkü yenilenebilir enerji kapsamında ele alındığı için teşvik ediliyor. Şirketler, elektrik üretse de üretmese de parasını alıyor. Ayrıca Türkiye’de elektrik gereksinimi var mı, yok mu bir değerlendirme de söz konusu değil. Dereler, tepeler, ormanlar, bu enerji şirketlerine talan ettiriliyor” sözleriyle doğanın tahrip edilmesini eleştirdi.

Özbucak, derelerin denizlere taşıdığı alüvyon toprakları, HES’lerin engellediğini, havuzlarda topladığını ifade etti. Samsun ve Ordu’da yapılan dalga kıranların (T) denizin kıyıyı yıpratması sonucu olduğunu da ekledi.

“ALGI OPERASYONU”

HES’lerin yapıldığı bölgelerde tarım arazileri ve ormanların tahrip edildiğine söyleyen Özbucak, “Bu işlemler yapılırken taş ocağı da kuruluyor. Dinamitler patlatılıyor, su kaynakları yollarını şaşırıyor. Yoksa HES’lerin bir zararı yok demek bir algı operasyonudur” dedi.

“NASIL OLSA SU YOK DİYE DERE YATAKLARINI İMARA AÇARAK YERLEŞİM YERLERİ KURULUYOR”

Bozkurt’ta yaşanan sel sonrası Devlet Su İşleri’nin HES üzerine yaptığı, “taşkınların etkisini azaltıyor” yönündeki açıklamasını da eleştiren Özbucak, şöyle konuştu:

“HES’ler hiçbir zaman selleri engellemiyor. Sellere teşvik yapıyor. Suyu olmayan derelerde insanlarda bir alışkanlık oluşuyor. Buralarda nasıl olsa su yok diye dere yataklarını imara açarak yerleşim yerleri kuruluyor. İşte ani yağan yağışlarda bu derelerde can kaybına, mal kaybına neden oluyor. Ayrıca HES’lerin havuzlarında biriken sular yoğun yağış nedeniyle boşaltılmakta ve suyun hızını ve debisini artırmakta. Bozkurt’ta ve Ayancık’ta yaşanan sıkıntılardan biri de bu.”

“KEMER, DÜZ KÖPRÜ TARTIŞMASINDA ÇOK DERE YATAKLARININ DARALTILMASINI TARTIŞMA GEREKİR”

Erdoğan’ın gündeme getirdiği “kemer köprü” konusunda ise Özbucak şunları söyledi:

“Eski dönemlerde kemer köprüler, düz köprüler yapıldı. Ama bu yapılan köprülerin büyük birçoğunun dere ortasında ayaklarının olmamasıydı. Yani debi yükselse de su taşması ve köprüyü yıkma olanağı bulamıyordu. Bugünkü koşullarda, sözüm ona modernleşme, düz köprüler yapıldı. Ayakları tam da derenini ortasına yer aldı. Bu nedenle de kütüklerin, molozların, taşların seller nedeniyle gelmesi bu ortadaki ayaklara çarparak köprünün yıkılmasına neden oluyordu. Kemer köprü, düz köprü tartışmasından çok dere yataklarının daraltılmasını tartışmak gerekir. Biz dere yataklarını daraltarak üzerine köprü yapıyoruz. Sonunda da dere yağışın bol olduğu zaman asıl yataklarına gidiyor.”

“FELAKETİ YAŞADIĞIMIZ ZAMAN ÖNLEMLER AKLIMIZA GELİYOR, BİTTİKTEN SONRA UNUTUYORUZ”

Özbucak, felaketlerin yaşanmadan önce önlemlerin alınması gerektiğini vurgularken, “Biz felaketi yaşadığımız zaman önlemler aklımıza geliyor, felaket bittikten sonra bunları unutuyoruz. Bugün imar değişikliği yapılarak dere yatakları imara açılıyor. Bu felaketten sonra herkes yanlış olduğunu söylüyor ama ne hükümetin bu konuda yasal bir değişiklik çalışması var ne de yerel yönetimlerin. Biz dernekler olarak sürekli hatırlatmamız ve baskımızı sürekli hale getirmemiz gerekir” diyerek de sivil toplum kuruluşları ve derneklere de çağrı yaptı.  

“TABİATA MÜDAHALE FELAKETİN ZEMİNİNİ HAZIRLAR”

Yakın bir zamanda Artvin’in Arhavi ilçesindeki Pilarget Havzası’nda yapılmak istenen HES projelerine karşı hukuki süreci kazandılar. Pilarget Doğa ve Yaşam Derneği Denetleme Kurulu Başkanı Münir Kurdoğlu, dere yataklarının ıslah edilmesine tepki gösterdi. Derelerini şimdilik kurtardıkları için sevinçli olduklarını fakat mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Kurdoğlu, “Her türlü tabiata müdahale felaketin zeminini hazırlar” dedi.

“HER KİM DERE YATAĞINA MÜDAHALE ETTİ, ORADA FELAKET YAŞANDI”

Kurdoğlu, “Her kim dere yatağına müdahale etti, orada felaket yaşandı. Örneklerini de gösterelim. Ana kayalara dinamit attılar, orada felaket yaşandı. Buna hiç kimsenin hakkı yok. Tabiata, yaradılışa müdahaleye hiçbirimizin hakkı yok. Buradan elektrik üreteceğiz de ekonomiye katkı sunacağız, asla böyle bir şey olmaz” diyerek HES projelerine karşı çıktığını belirtti.

“BÖYLE BİR YETKİ KİMSEDE YOK, BÖYLE BİR YETKİLİ KİMSEYE VERMEDİK” 

Kurdoğlu, 75 yaşında olduğunu ve 50 yılın en büyük yağışını gördüklerini söylerken, “İşte dere yatağı, hiç değişmedi. Bunun neresini betona alacaksın. Dokunduğun zaman felaket dinamitini ateşlemiş olursun. Bu nedenle dere yataklarını, yaygın akışını daraltmak felaketin kendisidir. Proje bir felaket, insanların, hayvanların suya ulaşımını kesiyor. Böyle bir yetki kimsede yok. Biz böyle bir yetki vermedik. Anayasamızda, kitapta, defterde yok. Buna nasıl cüret ediliyor, hangi mühendislik, tabiat bilimi…” diye konuştu.

ANKA

Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği; yaşama yönelik artan tehditlere karşı, yurt genelinde faaliyet gösteren bir çok ekoloji örgütünün bir araya gelmesi ile 2018 yılında oluşmuştur.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top