Buradasınız
Ana Sayfa > Ekoloji > 5 Haziran Dünya Çevre Günü | Doğanın talanını maskeleyemezsiniz!

5 Haziran Dünya Çevre Günü | Doğanın talanını maskeleyemezsiniz!

5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü ilan edilmesinin üzerinden 48 yıl geçti. 1972 yılında 10 kişiden 1’i hava kirliliğinden etkilenirken, bugün 10 kişiden 9’u kirli hava soluyor.

Birleşmiş Milletler tarafından 5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü ilan edilmesinin üzerinden 48 yıl geçti. 1972 yılında 10 kişiden 1’i hava kirliliğinden etkilenirken, bugün 10 kişiden 9’u kirli hava soluyor. Canlı türlerinin yüzde 28’inin soyu tükendi. Çevre kirliliği ise 1980’e nazaran 10 katına çıktı. Ekoloji Birliği’nin mayıs ayında yaşanan ekolojik yıkım projelerine ilişkin raporuna göre, sadece bir ayda 83 ekolojik tahribat yaşandı. Emek Partisi, doğanın talanının maskelenmeye çalışıldığına dikkat çekerek, “Kapitalizm yok edilmeden, doğanın yok oluş süreci geri döndürülemez” dedi.  Yurttaşlar, yıkım projelerine karşı, baskı, zor ve cezalara rağmen yaşam alanlarını korumak için pandemi koşullarında bile doğaya sahip çıktı. Bu sayede Kaz Dağları’nda, Aydın’da, Salda Gölü’nde, Bursa’da, Muğla’da ve sayamadığımız birçok yerde talanı durdurdu. 

5 Haziran “Dünya Çevre Günü”ne bu yıl her zamankinden daha farklı bir ortamda giriyoruz. Dünya Çevre Günü bizde yıllardır kutlamalarla değil ekolojik yıkıma karşı mücadele günü olarak gerçekleştiriliyor. Nitekim, Karadeniz’de HES’lere karşı mücadelenin öncü isimlerinden Metin Lokumcu’nun 31 Mayıs 2011’de Hopa’da yaşamını yitirmesi ve Gezi direnişinin başlangıç günü referans alınarak 31 Mayıs-5 Haziran tarihleri “Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası” olarak çeşitli eylem ve etkinlikler gerçekleştiriliyor.

MAYIS AYINDA 83 EKOLOJİK TAHRİBAT RAPORLANDI

Ekoloji Birliği‘nin Kovid-19 pandemisi süreci boyunca yaşanan ekolojik yıkım projeleri ile ilgili hazırladığı iki rapor aslında bu haftaya nasıl girildiğine dair önemli veriler sunuyor. Ekoloji Birliği‘nin açıkladığı mayıs ayı raporunda ülkenin dört bir yanında yerel ekoloji örgütleri olan bileşenlerinden gelen bilgiler doğrultusunda 83 ayrı ekolojik tahribatı yer almış. Bu sayının çok daha fazla olduğunu söylemek mümkün tabii ki. Ekoloji Birliği‘nin pandeminin başlangıç tarihinden bir buçuk ay sonra hazırladığı “Kovid-19 sürecinde ekolojik yıkım projeleri” başlıklı ilk raporunda da 54 proje yer almıştı.

Mayıs ayındaki yıkım projelerine bakıldığında Marmara Bölgesi’nin 17 tahribatla birinci sırada yer aldığı görülüyor. Ege Bölgesi 11, Karadeniz ve Akdeniz Bölgeleri 9’ar, Güney Doğu Anadolu’da 6, Güneydoğu Doğu’da 5, İç Anadolu’da ise 4 tahribat projesi raporlanmış. Bu tahribat projelerinin konularına baktığımızda değerli metal madenciliğinden, termik santral ve sanayi işletmelerinin yol açtığı doğa tahribatına, sit alanları ve korunan alanlarının statülerindeki değişikliklerinden, dereler ve nehirlerdeki kirliliklere kadar birçok farklı alanda olduğu göz çarpıyor. Arkasında imar rantı şüpheleri bırakan orman yangınları, kamusal alanların talanı, yaşam savunucularına yönelik baskı ve cezalar da rapora giren mayıs ayındaki ekolojik gündemleri arasında yer aldı.

Aydın’da Kızılcaköylülerin JES direnişi

HALKA ‘EVDE KAL’ ŞİRKETLERE ‘RAHAT OL!’

Gerek mayıs ayındaki gerekse daha önceki ekolojik yıkım projelerine yönelik tepkilere bakıldığında bir başka olgu daha ekoloji mücadelesinin ortaya koyduğu dinamizme işaret ediyor. Halka “Virüs salgını var, evlerinizde kalın” diyen siyasi iktidar, şirketlere ise bu süreçte daha rahat çalışacak koşulları hazırladı. Maden şirketlerine pandemi sürecindeki zararlarını karşılayacak teşvikler getiren AKP, işçi-emekçilere ise elle tutulur bir destek paketi ortaya koyamayarak sınıfsal yapısını da iyice açık etti. Sokağa çıkma yasakları sürecinde, Kovid-19 pandemisinde en riskli gruplar içerisinde yer alan maden işçileri özel izinlerle çalıştırılırken, dağlardaki maden talanları ve orman kesimlerinin de hızla arttığı görüldü.

YAŞAMI KORUMA MÜCADELESİ EVE HAPSEDİLEMEDİ

İşte bu yıkım projelerine karşı verilen mücadelelerde de yurttaşların her türlü telkin, baskı, zor ve cezalara rağmen yaşam alanlarını korumak için alanlara çıktığını görüyoruz.

Muğla Çıtlık Ormanlarının yok edilmesine karşı pandemide insanların evlerine kapanmasını fırsata çevirmek isteyen şirketin orman katliamına başlamasına karşı yurttaşların kendilerini ağaçlara siper etmeleri sonrası kesim durduruldu. Yine Aydın’ın birçok yerinde JES’lere karşı direnişlerde de şirketlerin çalışmalarına devam etmesi üzerine köylülerin de fiili olarak onların önlerine çıktığı, yer yer göğüs göğüse mücadeleye varan süreçler yaşandı. Aydın’da JES’lere karşı tutulan nöbetler de halen devam ediyor.

DİRENEN HALKA KOLLUK MÜDAHALESİ, BASKI, CEZA…

Bursa Kirazlıyayla köylülerinin, Ordu Çaybaşı’da çöp tesisine karşı direnen İlküvezlilerin, Aydın Kuyucular’da JES’e karşı nöbet tutan köylülerin direnişlerine zaman zaman polis-jandarma ve şirket çalışanlarının saldırısı ve gözaltılar yaşandı. Yine Kaz Dağı Balaban mevkiinde altın madenine karşı bir yıla yaklaşan su ve yaşam nöbetini devam ettiren bir avuç yaşam savunucuna pandemi gerekçesiyle “Alanı boşaltın” tebligatı gönderilirken, direniş alanının terk edilmemesi nedeniyle her hafta binlerce liralık cezalar yazılmaya başlandı.

BİR BİLGİLENDİRME VE MÜCADELE ALANI OLARAK SOSYAL MEDYA

Kovid-19 pandemisi sürecinde ekoloji mücadelesinin diğer toplumsal mücadeleler gibi sosyal medyanın daha çok kullanıldığı ve zaman zaman da etkili olduğu görüldü. Muğla Çıtlık Ormanları, Balıkesir TÜMAD altın madeni, Kaz Dağları’ndaki yaşam nöbetine yönelik cezalar, Bursa Kirazlıyayla’da maden şirketinin çalışmalarına karşı direniş, Ordu, Samsun, Salda ve Hewsel bahçelerine yapımı planlanan millet bahçesi projeleri, Saros Körfezi’ne yapımı planlanan LNG limanı, Hasankeyf’in sular altında kalması gibi ilk etapta sayabileceğimiz onlarca ekolojik yıkım projeleri ile ilgili yapılan sosyal medya kampanyalarında milyonlara ulaşıldı. Kampanyalar Türkiye gündeminin ilk on sırasına girerken, Çıtlık Koyu, Salda’ya iş makinelerinin girmesi, Kaz Dağları’ndaki direniş çadırlarının kaldırılması gibi konularda AKP iktidarının yoğun kamuoyu tepkisi sonrası geri adımlar atmak zorunda kaldığı görüldü.

Bu süreç içerisinde her biri farklı bir ekolojik yıkıma yol açacak projelere ardı ardına ÇED olumlu kararları verildi. İyice siyasallaşan yargıdan da hukuka-yaşama uygun kararlar değil sermaye lehine kararların çıktığı da bu sürecin öne çıkan özellikleri arasında sayılabilir.

Bursa’da Kirazlıyayla köylülerinin direnişi | Fotoğraf: DOĞA-DER

BİRLİKTE MÜCADELE VURGUSU

Ekoloji Birliği, 5 Haziran Çevre Günü ile ilgili yaptığı yazılı açıklamada bütün dünyada ekolojik dengenin korunmamasının sonuçlarının yaşandığına vurgu yapıldı. Koronavirüs nedeniyle halkın sokağa çıkamamasını fırsata çeviren iktidar ve şirketlerin ormanları, dağları, dereleri, tarım arazilerini yok etmekten geri durmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu da gösteriyor ki, işçiler, emekçiler, üretici köylüler ve ekoloji mücadelesinin birleşmesi gerekiyor. Saldırılar aynı yerden geliyor. Kapitalizmin saldırısına karşı emek, demokrasi ve ekoloji hareketlerinin dayanışmasının bir zorunluluk olduğunu düşünüyoruz” denildi.

EKOLOJİ MÜCADELESİNDE BAZI KAZANIMLAR

Ekolojik yıkım girişimine karşı canlılığını koruyan ekoloji mücadelesi bu süreçte bazı yerlerde kazanımlar elde etti. Ekoloji Birliği‘nin mayıs ayı raporunda bu kazanımlardan bazıları şöyle sıralandı:

  • İstanbul Kartal’da Karlıktepe Mahallesi’nde Topçamlar bölgesinde 60 dönümlük parselin deprem toplanma alanı, spor alanı, park ve sosyal donatı alanı olarak Kartal halkına ait olduğu tespit edildi.
  • Danıştay, Alpu Ovası’nda termik santral yapılmasının önünü açan Danıştay 13. Dairesinin kararını bozdu.
  • Ordu Altınordu kıyı dolgusu ve Gülyalı’daki çevre yolu için yapılmak istenen döner kavşak davasında yaşam savunucuları lehine karar verildi.
  • Çanakkale’deki Saros RES Projesi’ne Çanakkale İl Özel İdaresi tarafından imarsız çalışma yapmaktan ceza kesildi. 
  • Karaburun’un tek sulak alanı olan İris Gölü’nün suyunun boşaltılarak villa yapılması girişimi engellendi. İris Gölü yeniden kuşların oldu.
  • ÇAYKUR fabrikasının bacasına kurulan baz istasyonu ve Samsun’da Oltan Köleoğlu Enerji’ye ait Çarşamba Biyokütle Enerji Santralı mühürlendi. 

KAPİTALİZM YOK EDİLMEDEN DOĞANIN
YOK OLUŞU SÜRECİ GERİ DÖNDÜRÜLEMEZ

Emek Partisi yaptığı açıklamada Birleşmiş Milletlerin doğa üzerinde telafisi olanaksız zararların ortaya çıkması nedeniyle 1972 yılında 5 Haziran’ı Dünya Çevre Günü ilan ettiğine dikkat çekilerek; “O günden bu yana ise tüm dünya, başta bu kararı alan ülke yönetimleri tarafından bir felaketin eşiğine getirilmiş durumdadır. Dünya Çevre Günü nedeniyle özellikle çocuklara ve öğrencilere yönelik hazırlanan programlarda ise, çevreye çöp atmayalım, suyu gereksiz akıtmayalım, yeşili koruyalım vb. kamu spotları ya da şirket reklamlarıyla kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkım maskelenmeye çalışılmaktadır” denildi.

Her yıl bir temanın belirlendiği Dünya Çevre Günü için geçtiğimiz yıl “hava kirliliği ile mücadele” belirlenirken, bu yıl ise temanan “biyoçeşitlilik” olarak belirlendiği ifade edilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Kapitalist dünyanın burjuva siyasi iktidarları bir yandan enerji, sanayi, maden ve turizm alanında uyguladıkları politikalarla talan ve tahribatı artırırken diğer yandan da sebep oldukları ekolojik yıkımı perdelemek üzere de kimi zaman ‘hava kirliliği ile mücadele’ kimi zaman da ‘biyoçeşitliliğin korunması’ gibi başlıklar belirlemektedir. Dünya Çevre Günü nedeniyle özellikle çocuklara ve öğrencilere yönelik hazırlanan programlarda ise, çevreye çöp atmayalım, suyu gereksiz akıtmayalım, yeşili koruyalım vb. kamu spotları yada şirket reklamlarıyla kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkım maskelenmeye çalışılmaktadır.”

PANDEMİ, HİÇBİR ŞEY İÇİN GEÇ OLMADIĞINI GÖSTERDİ

Kovid-19 pandemisinin yaban yaşamına müdahalenin bir sonucu olduğuna dair önemli bilimsel araştırmalar var. Bilimin yıllardır yaptığı “iklim krizi” uyarılarına kulak tıkayan kapitalist ülkelerde Kovid-19 pandemisi nedeniyle en azından birkaç ay boyunca yıllardır uygulanan politikaları terk etme, uluslararası bir mücadele stratejisi geliştirme, toplum yararına politikaları yaşama geçirme gibi konuların gündeme geldiğini gördük. Günümüzde Kovid-19 kadar etkisini ani olarak hissettirmese de iklim krizinin yaratacağı küresel tehditlerin gelecekte tüm insanlığın ortak mücadele etmesi gereken krizler arasında olacağının artık daha sıkça dile getirildiğini de söylemek mümkün. Çünkü kapitalist sistemin teteiklediği iklim krizinin neden olduğu fırtınalar, seller, yangınlar, gıda ve su krizi gibi yıkıcı etkiler de her geçen gün artıyor. Hava kirliliği ile Kovid-19 pandemisinin yayılma hızı, ölüm oranları arasında doğrudan ilişki olduğunu ortaya koyan onlarca bilimsel rapor ortaya konmuş durumda. Öte yandan, pandemi nedeniyle sanayi üretiminin daralması, enerji üretim ve kullanımının minimum düzeye düşmesi, trafiğin ve göreli olarak madencilik faaliyetlerinin düşmesi sonucu doğada yaşanan değişim, doğanın kendini yenileme hızı aslında hiç birşey için geç kalınmadığını da ortaya koyuyor. Ozon tabakasındaki deliğin birkaç ayda iyice küçülmesi, sulardaki kirlilik, trafik nedeniyle balıkların yaşayamadığı birçok denizde yunusların ve diğer balıkların çoğalması, nehirlerdeki çeşitliliğin ortamı vs gibi olumlu etkileri saymak mümkün.

Öte yandan Kovid-19 pandemisinden ekolojik yıkıma yol açan faaliyetlerin sınırlandırılması ve terk edilmesi ile birlikte doğanın korunmasına dönük gerekli derslerin alınıp alınmaması geleceği şekillendirecek bir başka olgu olarak karşımızda. “Eski normal” denilen kapitalist yağma-talan sürdürülmesi durumunda kirliliğin ve yıkımın hızla yeniden eski haline gelebileceğine yönelik örneklerde son süreçte ortaya konuldu. Örneğin virüsün ilk görüldüğü Çin’de, pandemiye karşı alınan önlemlerin gevşetilmesi ve sanayinin yeniden faaliyete geçmesi ile birlikte kısa sürede hava kirliliğinin pandemi öncesi seviyelere ulaştığı gözlemlendi.

Özer Akdemir
Özer Akdemir
1969 Nevşehir Hacıbektaş'ta doğdu. 1998 yılında Evrensel Gazetesi ile başladığı gazeteciliğe halen gazetenin İzmir temsilcilisi olarak devam ediyor. Hayat TV'de Çepeçevre Yaşam programlarının yapım ve sunuculuğu yanı sıra, Anadolu’nun Altın’daki Tehlike / Kışladağ’a Ağıt, Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği, Uranyum Uğruna / Dilsiz Çocukları Ege’nin, Doğa ve Direniş Öyküleri adlı kitapları bulunuyor.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top