Buradasınız
Ana Sayfa > Bilim > Nikel madenciliği ve madencilikte sülfürik asit kullanımına karşı küresel düzeyde bir mücadele var | Metin Sert

Nikel madenciliği ve madencilikte sülfürik asit kullanımına karşı küresel düzeyde bir mücadele var | Metin Sert

Dünya vahşi madenciliğe direniyor. Nikel madenciliğine ve madencilikte sülfürik asit kullanımına karşı Avrupa ve Balkanlar’dan sonra bir Uzakdoğu ülkesi olan Filipinler’de neler oldu?

Turgutlu Çaldağı nikel madeninin 2. ÇED raporunun da onaylanması “vahşi madenciliğe hayır” eylemi ile protesto edildi

Türkiye’nin çevresel duyarlılığını en üst düzeye sıçratarak, halkın çevreci bir uyanış içinde tepkisini ülke düzeyinde yansıttığı Taksim Gezi Parkı direnişinin etkileri toplum üzerinde zayıflatılmaya çalışılıyor. Tabii her zamanki bildiğimiz klasik yöntemlerle. Suni gündemler yaratıp, yeni polemik konuları başlatıp, kamuoyunun dikkatini dağıtarak veya bu tür çabalarla gündemi değiştirmeye çalışarak. Asıl amaç, Taksim’de başlayan ve yurt geneline yayılan bu dalganın daha da büyümesini önlemek veya her türlü baskı ve saldırıyla söndüremedikleri Taksim’de yakılan meşalenin kendiliğinden sönmesini sağlayabilecek şekilde ortamı giderek soğutmaya çalışarak…

İşte böyle bir atmosferde neler oluyor bir bakalım. Bazı yayın organlarında bir-iki yıl önce yayınlanan bazı haberler yeniden güncellenerek yayına sokuluyor. Örneğin Çaldağı’ndaki nikel işletmesi hakkında “VTG Holding, Türkiye’de Manisa Çaldağ’daki nikel madeni projesini hayata geçirmeye hazırlanıyor” sözleriyle 5 Aralık 2012 tarihinde yapılmış bir haber 10 Temmuz 2013 tarihinde yeniden güncelleniyor. Bu arada Enerji Bakanı Taner Yıldız Gördes’i ziyaret edip, halkın “cehennem kazanı” adını taktığı ve Gördes’e sokulmasına karşı günlerce direniş yaptığı asit tankına övgüler düzüyor ve “çok çevreci” olduğunu söylediği asit tankının “Gediz ovasına bereket getireceğini” söylüyor.

Turgutlu ve Gördes’te neler oluyor?

Turgutlu’da Güçbirliği Platformu tarafından ormanlık alanın yok edilmesini engellemek için 18 Mayıs 2009’da yapılan mitingten bir kare

İlginç bir zamanlama olarak aynı günlerde Gediz vadisinde bir çevre felaketinin yaşanmaması için vahşi madenciliğe, nikel madenciliği ve madencilikte sülfürik asit kullanımına karşı mücadele veren TURÇEP’e karşı el altından bir karalama kampanyasına da start verilmiştir. Ama çok geçmeden işin kokusu çıkar ve bunun ardında VTG Madencilik şirketi tarafından Çaldağı’nda yeni bir ağaç katliamı dönemi başlatabilmek için düğmeye basıldığı anlaşılır. Böylece Ramazan ayında ağaç katliamı gerçekleştirilirken kamuoyundan tepki almamak hedeflenmiş. Çünkü ne de olsa daha bir ay öncesinde Gezi Parkı’ndaki 5 ağacın kesilmek istenmesine karşı adeta bir halk ayaklanmasının yaşandığı ülkeydi Türkiye…

Gördes’teki madene açık destek veren AKP hükümeti ve Enerji Bakanı

Bir diğer nikel işletmesinin olduğu Gördes’e tekrar bir bakış atarsak, Enerji Bakanı Yıldız birdenbire ziyaret edip, halkın Gördes’e sokmamak için günlerce direniş yaptığı “cehennem kazanı”na süslü sözlerle övgüler düzmüştür. Peki bunun ardında ne var? Gördes’te de Zorlu Madencilik tarafından sülfürik asitle nikel madenciliği için yapılacak olan çalışma öncesi asit tankının da getirilmesi ile birlikte yeni bir takvim işlemeye başlayacaktır. 2011 yılı başında yer alan haberlerde “Zorlu Madencilik’in Türkiye’nin ilk nikel rafinerisini kurmaya hazırlandığı, 2013 yılı Ocak ayında da çalışmalara başlayacağı” ballandıra ballandırıla anlatılmıştı. Ama ne hikmetse, Türkiye’nin ilk nikel rafinerisini kuracak denilen Zorlu Madencilik, bolca süslü laflarla yapılan bu reklam haberlerin ardından Gördes’e halkın “cehennem kazanı” adını verdiği, ucuza mal edebilmek için de Çin’de imal edilen asit tankı getirtiyor…

Halkın “cehennem kazanı” adını verdiği 630 tonluk dev kazan günlerce süren protestolar sonrasında Gördes’e girebilmişti.

Bakana göre bu kazan Gediz vadisine felaket değil, bereket getirecekmiş! Bilime ve bilim adamlarına göre ise, Gediz havzasına çevre felaketi getirecek! Duyarlı yaşam savunucuları ve çevreciler asit kazanının Gördes’e girmemesi için Soma’dan, Akhisar’dan, Turgutlu’dan Manisa’dan, hatta İzmir ve Dikili’den gelip günlerce direniş yaptı, önünde çadırlar kurup direniş nöbetleri tuttu. Ama diğer yandan “cehennem kazanı” adı verilen asit tankerinin Gördes’e kadar süren yolculuğu boyunca ise geçtiği güzergah üzerinde rahat ilerleyebilsin diye elektrik telleri kesilip yeniden monte edildi, özel yollar açılıp, özel olarak köprüler bile inşa edildi. Adeta içinde kraliyet ailesinin yolculuk yaptığı özel bir araca her türlü geçiş üstünlüğünün sağlanışı gibi bir muamele yapılıyordu asit tankerine…

Çin’de üretilen ve halkın “cehennem kazanı” adını verdiği 630 tonluk dev sülfürik asit kazanının gelişi 2013’te Gezi Direnişi devam ederken TURÇEP ve GÖRÇEV tarafından Soma ve Akhisar’da düzenlenen protesto mitinglerine sahne olmıştu.

Bilim insanlarına göre; bu asit tankeri ile birlikte Gördes’teki nikel işletmesinin faaliyete geçtiği düşünüldüğünde bunun anlamı sadece bir çevresel tehdittir. En hafifinden düşünülecek olduğunda bile, İzmir’e içme suyu sağlayacak Gördes’teki 4 barajda oluşacak kirlilik dolayısıyla 4 milyon İzmirlinin sağlığı ciddi bir tehdit altına girmiş olacak.

Peki nasıl oluyor da nikel milyonlarca insanın sağlığından daha önemli bir konu olabiliyor? Nikel, milyonlarca insanın sağlığından ve dünyanın en bereketli vadisinden nasıl daha değerli olabilir? Çünkü bir ülkede eğer cehalet tek başına iktidar olmuşsa, bunun anlamı bu iktidar aracılığıyla akıl ve bilime karşı da bir savaş açıldığı. Cehalet bir ülkede akıl ve bilime karşı savaş açarsa neler olabilir? İşte bu yüzden bilim insanlarının “tehlikeli” diye nitelendirdiği, halkın da “cehennem kazanı” adını verdiği asit tankerine bu iktidarın bakanı “çok çevreci” deyip, “bereket kazanı” diye bir ad takabiliyor…

“Turgutlu Çaldağı’ndaki madene kefilim” diyen AKP milletvekilleri oldu!

Turgutlu’da 23 Kasım 2013 tarihinde yapılan ve yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı madene hayır” mitinginden bir kare

Tekrar Çaldağı’na dönelim. Bilime ve bilim insanlarına göre; Çaldağı’nda uygulanmak istenen madencilik yöntemine “madencilik” bile denilemez. Zaten dünyanın hiçbir yerinde de bugüne kadar böyle bir madencilik yöntemine izin verilmemiş, verilmemekte. Dolayısıyla Çaldağı’nda bu madenciliğin uygulanması durumunda bütün Gediz Havzası’nda yaşamı tamamen sona erdirecek, böyle bir cennet vadiyi çöle çevirecek bir felaket söz konusu olacak. Bilim ve bilim adamları bunu söylerken, AKP Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ, herkese meydan okuyan seviyesiz bir tavırla “Bu madenin kefili biziz” diyor, diğer AKP Milletvekili Recai Berber ise bu madene karşı yıllardır mücadele veren sivil toplum örgütlerine adeta aba altından sopa da gösterircesine, “Bırakın bunlar bir uygulasınlar bakalım” diyerek sessiz kalınması için telkinde bulunuyor.

Peki nikel, dünyanın en bereketli 7 tarım harikasından biri olan Gediz Vadisi’nden ve bu topraklar üzerinde yaşayan on milyonlarca insan hayatından nasıl bu kadar daha değerli olabiliyor? “Halkın temsilcisi” olması gereken bir milletvekili nasıl bu kadar sermayenin körü körüne emrinde olabiliyor? Nikel, cennet toprakları çöle çevirme pahasına ve milyonlarca insanın sağlığından, gelecek nesillerin yaşamından nasıl olur da bu kadar değerli görülebiliyor?Türkiye’nin nikele bu kadar acil ve hayati olarak ihtiyacı mı var? Bu sorunun cevabı her anlamda kocaman bir HAYIR!

Turgutlu’da 23 Kasım 2013 tarihinde yapılan “madene hayır” mitingine 5 bine yakın katılım oldu

Çünkü nikel insanlık için ve ülke ekonomileri için bu kadar değerli ve elzem olsaydı, bugün dünyanın her köşesinde nikel madenciliği yaygın bir şekilde gelişmiş olurdu. Oysa bugün dünyanın her yerinde yaygın bir gelişme olan, nikel madenciliğine ve madencilikte sülfürik asit kullanımına karşı var olan mücadeledir. Bu mücadeleden de “küresel düzeyde” var olan bir mücadele diye söz etmek mümkün. Nikel madenciliği ve madencilikte sülfürik asit kullanımı dendiğinde, dünyanın böyle bir manzarası var çünkü… Öyleyse şimdi de dünyanın değişik ülkelerine büyüteç tutup buralardaki manzarayı netleştirelim.

Sonraki yazı: Avrupa ve Balkanlarda neler oldu?


Metin Sert
1959 yılında Manisa’nın Turgutlu ilçesinde dünyaya geldi. Çevre sorunları ve ekoloji mücadelesi ile ilgisi 1997 yılında Leylek Çayı‘nın akibeti ve bazı çocuk ölümlerini araştırarak başladı. Bugün başta Turgutlu Çaldağı’ndaki nikel madenciliği ve diğer çevresel tehditlere karşı mücadele yürüten TURÇEP YK üyeliği görevini sürdürmektedir. Ayrıca EGEÇEP ve Ekoloji Birliği'nde de YK üyeliği görevlerinde bulundu.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top