Buradasınız
Ana Sayfa > Haberler > Gezi Davası’nda Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi

Gezi Davası’nda Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi

Gezi Davası’nda 5. duruşma bugün Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. AİHM’in kararına rağmen mahkeme, Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verdi

Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın tutuklu, 15 kişinin ise tutuksuz yargılandığı Gezi Davası’nın beşinci duruşması, bugün Silivri Cezaevi Kampüsü’ndeki İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görldü. Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütaalayı hazırlamak için süre verilmesini ve Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamını talep etti. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kavala’nın tutukluluğunun devamına hükmederek, bir sonraki duruşmayı 18 Şubat’a bıraktı.

Davanın tek tutuklu yargılanan sanığı Osman Kavala 819 gündür Silivri Cezaevi’nde. Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 10 Aralık 2019 tarihli “derhal serbest bırakılmalı” hükmüne rağmen henüz tahliye edilmiş değil. 24 Aralık’ta görülen duruşmada mahkeme, AİHM kararının kendilerine henüz ulaşmadığını gerekçe göstermiş ve tahliye taleplerini reddetmişti. Ancak Adalet Bakanlığı’nın duruşmadan önceki gün, yargılamanın yapıldığı yerel mahkemeye iletilmek üzere kararı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na kararın çevirisini gönderdiği ortaya çıkmıştı.

Dördündü duruşmada Kavala hakkında tutukluluğa devam kararının verilmesinin ardından Osman Kavala’nın avukatları karara itiraz ederek reddi hâkim talebinde bulundu. Osman Kavala’nın avukatı Köksal Bayraktar söz alarak, heyetin reddine ilişkin konuşacağını belirtti. Bayraktar şunları söyledi:

“Usul Kanunu (CMK), Murat Pabuç’un dinlenmesiyle tam 7 yönden ihlal edilmiştir. CMK’nın 58/3 gereğine dayandırıyorsunuz kararınızı ama bu bir gerekçe değil. Bu kanun maddesinin tıpa tıp nakledilmesi. Böyle gerekçe olmaz. Maddeye bakıyoruz, tanığın dinlenmesi sırasında ise ses ve görüntü ile aktarma yapıp soru sorma hakkı saklıdır. Dinlemelerinizde hiçbir şekilde sesli aktarma bulunmadınız bu birinci hata. İkinci hata; görüntülü aktarma yapın. Biz başka bir yerde bulunacağız. O ekrandan bize aktarma yapılacak. Üçüncüsü, soru sorma hakkı hazır bulunma hakkı olan kişilere kullandırılmamıştır.

Siz, ‘sorularınızı yazılı verin’ diyorsunuz. Hayır. CMK soru sorma hakkı saklıdır diyorsa, savunmanın bir hakkı olarak söylüyorum, soru sorma hakkı bir çeşit çapraz sorgunun uzantısı olarak buraya konmuştur. Soruların yazılı olarak söylenmesi kanunun esasına aykırıdır. Biz nasıl hazır bulunma hakkına sahipsek ve bundan vazgeçmiyorsak, Cumhuriyet Savcısı da hazır bulunma hakkına sahip. Nasıl o hazır bulunduruluyor da biz bulundurulmuyoruz ya da ses ya da görüntü aktarımıyla dinlendirilmiyoruz? Ceza yargılaması uyarınca savcı ile savunma makamı eşittir. Bu silahların eşitliğine ve Anayasa’daki eşitlik kuralına aykırıdır.

Diyorsunuz ki, ‘burada hayati tehlike vardır.’ Hangi hayati tehlike? Bunu neden açıklamıyorsunuz? Pabuç ile bizim aramızda geçmişte nasıl bir olay geliştir de tehlike arzediyoruz? Bunu açıklamanız lazım. Dolayısıyla 25 Aralık ve 20 Ocak tarihli dinlemelerinizle, CMK’da belirtilen kanuna aykırı delili elde ettiniz. Bunu kabul etmiyoruz. Bunu biz kabul edersek o zaman yargılama yapmaya gerek yok. Dolayısıyla heyetin gerçekten reddi gerekmektedir. Bu söylediklerim Türkiye’nin en büyük 12 Barosu tarafından da ortaya konmuştur.

Tanık bizden gizli dinleniyor. İfadeleri bir kısım avukatlara gönderilirken bir kısmına gönderilmiyor. Yani kanuna aykırı delil aynı zamanda kaçırılmak isteniyor. Bu nedenle yargı görevini yapan avukatlar olarak CMK 24-25 uyarınca reddediyoruz ve sizin bu davaya devam etmemenizi savunma hakkımızın bir parçası olarak talep ediyoruz.”

KAVALA: “TUTUKLULUĞUMDA ISRAR ETMENİZİN DAVANIN SONUCUNU ETKİLEMESİNDEN ENDİŞELENİYORUM”

Heyetin salona dönmesiyle Osman Kavala söz aldı. Avukatları olmadığı için beyanda bulunmak istemediğini belirten Kavala, “Ayrıca müdafiilerimin ve diğer yargılananların müdafiilerinin dediği gibi tanık dinlemesi yasaya uygun olmamıştır. Kendisine soru sorma imkanım olmadı. Tanık dinlemesi yasaya uygun yapıldığı halde kendisine sorular sormak istiyorum. Değerlendirmemi de ondan sonra yaparım” ifadelerini kullandı. Tahliyesine ilişkin beyanda bulunacağını belirten kavala şunları söyledi:

“Hükûmete karşı ayaklanma, bir ayaklanmayı finanse ettiğime dair tek bir kanıt yok. Faaliyetlerim yasal haklarım çerçevesindedir. İddianamede yer alan gizlilik içeren, gizleme kaygısı ima edilmiş hiçbir unsur yok. Bu nedenle gizlenmiş bir bilginin mevcut olduğunu düşünmek hukuki akıl yürütmek değildir. AİHM kararında da belirtildiği gibi delil olmaksızın kişinin özgürlüğünden mahrum edilmesi ciddi bir hak ihlalidir. İlk tutuklamadan sonra tutukluluğun uzatılması ihlali ve mahkemenin sorumluluğunu artırmaktadır. Benim durumumda AİHM’in derhal bırakılmama ilişkin karardan sonra “kesinleşmediği” gerekçesiyle bu ihlale devam ediliyor. Tutuklama kararının hak ihlali olduğu hükmünün oybirliği ile alınmış olması kararın hukuki gerekçelerinin göstergesi. Bu kararla birlikte AYM’nin aynı konuda almış olduğu kararın artık geçersiz hale gelmiş olması, bu nedenle de mahkemenizin son tutuklama gerekçeleri arasında AYM kararından söz edilmemesi AİHM kararının ağırlığının ve işlerliğinin somut göstergesidir. Buna rağmen mahkemenizin AİHM’in kesin hak ihlali olduğuna dair kararını görmezden gelmesi anlaşılabilir değildir. AİHM kararı geçerli bir karardır ve değişmediği sürece mahkemeniz AİHS’i ihlal eden bir merci olarak görülecektir. AİHM kararına rağmen tutukluluğumda ısrar etme davranışınızın davanın sonucunu da etkilemesinden büyük endişe duyuyorum. Bu davranış mahkemenizin adil karar verme yetisini bozan fiili bir durum yaratmakta, hakkımda ağır bir karar verme yönünde bir baskı yaratmaktadır. Tutukluluğumun kaldırılması sadece 3 yıl süren hukuksuzluğa son vermiş olmayacak, mahkemenin bundan sonraki süreçte AİHM içtihatlarına uygun şekilde yürütülmesine imkan sağlayacaktır.”

Osman Kavala’dan sonra Mücella Yapıcı, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Çiğdem Mater, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Aksakoğlu ve Yiğit Ekmekçi’ye söz hakkı verildi. Avukatlarının yokluğunda beyanda bulunmayı uygun görmediklerini, bunun hukuka aykırı olacağını söylediler.

Duruşma savcısı, esas hakkındaki mütaalayı hazırlamak için süre verilmesini ve Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamını talep etti. Karar için ara verildi. Aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Kavala’nın tutukluluğunun devamına hükmederek, bir sonraki duruşmayı 18 Şubat’a bıraktı.

ALİ İSMAİL’İN KATİLİ DAVAYA MÜDAHİL EDİLDİ

Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’a ölümcül tekmeyi attığı gerekçesiyle 10 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan polis Mevlüt Saldoğan’ın davaya müdahil olma talebi, “zarar gördüğü” gerekçesiyle mahkeme tarafından son duruşmada kabul edilmişti.

Yiğit Ali Ekmekçi’nin avukatı Hasan Fehmi Demir, mahkeme heyetinin hukuka aykırı davrandığını belirterek şunları söyledi: “CMK md.58 gereği “tanıklar, karar alınması halinde taraflar olmadan da dinlenir, bu halde sesli görüntülü kayıt yapılır.” Heyetiniz buna göre kanuna aykırı davranmıştır. İlk celseden itibaren dava dosyasına gelen belgelerin okunması konusunda da usule uymadığınızı görüyoruz. Bu nedenle de reddediyoruz. Yunus Fındık, ‘şikayetçi değilim’ diyor, siz katılmasına karar veriyorunuz. Ahmet Güçlü, Emre Polat, Erdoğan Akyüz, “katılmak istemiyorum” diyor. Siz katılmasına karar veriyorsunuz. Bu açıkça kanuna aykırıdır. Mevlüt Saldoğan, Ali İsmail Korkmaz’ın katili. 13 yıl hapis cezası almış eyleminden ötürü. Saldoğan, ‘Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz’ın ölümü nedeniyle beni suçladılar, ceza aldım, KHK ile çıktım’ bu sebeple ‘aile birliği bozulmuş, işsiz kalmış.’ Siz bir katili, katil olduğu için dosyaya katılma talebinin kabul ettiniz”

Avukat Demir’in sözlerinin üzerine Mahkeme Başkanı, iddianameye göre polise taş attıkları için katılma talebinin kabul edildiğini ifade etti. Salonda bulunan Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz Mahkeme Başkanı’nın sözlerine itiraz etti. Mahkeme Başkanı’nı ‘Acınızı anlıyorum’ demesi üzerine salondan tepkiler yükseldi.

Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ın avukatı Ayhan Erdoğan şunları söyledi:

“Ali İsmail Korkmaz davasında ailenin avukatıydım. Size kesinleşen karar ve mahkemenin gerekçeli kararını sunuyorum. Biraz evvel iddianamede “taş ya da sopayla ilişkili” dediniz. Mevlüt Saldoğan’a soruşturma aşamasında denk gelmedim. Gezi süreci denen toplumsal muhalefetin, en büyük muhalefet hareketi içindeki süreçte, kurumlarda çalışan kendisine rapor almış kişilerin savcılıklara bildirmesi sonucu elde edilmiş Mevlüt Saldoğan’ın bir raporu var doğru. Raporu ayak başparmağıyla ilişkili. Ayak parmağının zedelenmesidir. O yaralanma cinayet sebebidir. Ali İsmail’i öldüren tekme o kadar şiddetliydi ki ayak başparmakları hasar görmüştür ve o nedenle hastaneye gitmiştir. Yani o ayak, o tekme cinayet silahıdır. Siz o rapora dayanarak ifade ettiniz. Taş ve sopa diye ifade yok. Tek bir şikâyeti var. Ali İsmail Kormaz’ı öldürmekten dolayı mahkum edilmesinden dolayı meslekten atılması, hapis yatmasından ötürü mağduriyet bildiriyor. Biz Ali İsmail Korkmaz ailesi olarak heyetiniz hakkında HSK’ya şikayette bulunduk. Öncelikle bu katılma kararının kaldırılmasını, ayrıca red sebepleri arasında bunun da bir red sebebi olduğunu belirtiyoruz. Çünkü o zaman bu siyasi bir süreç olduğunu gösteriyor, katılma durumunu sürdürürseniz, Gezi sürecinde suç işlemiş kamu görevlilerini de savunmuş oluyorsunuz.”

DURUŞMA ÖNCESİ BAROLARDAN ORTAK AÇIKLAMA

Duruşma öncesi Adana, Ankara, Antalya, Aydın, Bursa, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Mersin, Tunceli, Urfa ve Van baroları ortak bir açıklama yaparak, adil yargılamadaki ihlallere dikkat çekmişti. “Savunma yoksa adil yargılama yoktur” başlığıyla yapılan açıklamada, “Barolar olarak 28 Ocak 2020 tarihinde yapılacak celseden itibaren, yargılamanın özellikle de savunma hakkı bakımından ifade edeceği sonuçları dikkatle izleyeceğiz. Ulusal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan haklarımızın ihlalinin her platformda dile getirilmesi, yaşamsal önemdedir” ifadeleri kullanılmıştı.

NE OLMUŞTU?

Gezi parkı davasında sanıklar, “hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle toplamda 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapis cezası ile yargılanıyor. İddianamede 746 müşteki yer alıyor. Müştekilerin başını Cumhurbaşkanı Erdoğan ve 61. hükûmetin bakanları çekiyor.

İddianamede bulunan 16 kişi şöyle: Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu, Ali Hakan Altınay, Mücella Yapıcı, Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Çiğdem Mater, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Mehmet Ali Alabora, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman ve Yiğit Ali Ekmekçi.

Diğer suçlamalar ise şöyle sıralandı: Mala zarar verme, nitelikli mala zarar verme, Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi, İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanuna muhalefet, Nitelikli yağma (TCK 149), Nitelikli yaralama (TCK 86), 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nuna muhalefet.

Haklarında suçlama yapılan kişilerin Gezi direnişi eylemlerine 2011’den itibaren hazırlık yaptıkları ve 16 kişinin “tepe yönetim” oldukları iddia ediliyor.

Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği; yaşama yönelik artan tehditlere karşı, yurt genelinde faaliyet gösteren bir çok ekoloji örgütünün bir araya gelmesi ile 2018 yılında oluşmuştur.
https://ekolojibirligi.org

Bir cevap yazın

Top