Buradasınız
Ana Sayfa > Bildiriler > Ekoloji Örgütleri ‘1. Yıl Deprem Raporu’nu Yayımladı

Ekoloji Örgütleri ‘1. Yıl Deprem Raporu’nu Yayımladı

Ekoloji örgütleri, 6 Şubat depremlerinden sonra yaşanan yıkım sürecinin ekolojik tahribatını, saha deneyimleri ve gözlemlere dayanan ayrıntılı bir raporla ortaya koydu. Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu 5 Şubat’ta Antakya’da yaptıkları basın açıklamasında “Deprem bölgesi ekokırım suç mahalline dönüştü” ifadesinde bulundu.

6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli meydana gelen 2 depremin yıkıcı etkilerinin üzerinden bir yıl geçti. Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonunun bir araya gelerek hazırladığı, 6 Şubat Depremleri’nden sonra yaşanan yıkım sürecinin ekolojik tahribatını, saha deneyimleri ve gözlemlere dayanan “Ekoloji Örgütleri Birinci Yıl Deprem Raporu” başlıklı çalışma, düzenlenen basın açıklaması ile kamuoyuna duyuruldu.

Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu Antakya’da 5 Şubat’ta bir basın açıklamasında bulundu. Yapılan açıklamada, yaşanan bu yıkım sürecinin ekolojik tahribat yönünün objektif bir şekilde yansıtılması amacıyla, saha deneyimleri ve gözlemlere dayanan detaylı bir rapor kamuoyuyla paylaşıldı. 6 Şubat depreminin getirdiği ekolojik ve sosyal yıkımın derinlemesine incelendiği raporda ekoloji örgütleri, yıkım sonrası yaşanan ekolojik zararların, yapılaşma bahanesiyle gerçekleşen çevre tahribatının, göç meselesinin ve barınma hakkı ihlallerinin detaylarını ele aldı. Raporda, deprem bölgesinde bir yılda 547 maden ve enerji projesine “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildiği belirtilirken, hava ve su kirliliğinin hatsafhada olduğu raporlandı.

RANT ve YAĞMA DÜZENİNİN SONUÇLARI: EKOLOJİK YIKIM!

Depremin ilk günlerinden itibaren, ekoloji örgütlerinin yıkımdan zarar gören tüm alanlarla dayanışmayı büyütmeye çalıştığını vurgulayan  Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu, “Doğal bir afet olan deprem, iktidar güçlerinin uzun yıllara dayanan rant ve yağma düzeni nedeniyle büyük bir yıkıma dönüştü. İmar affı başta olmak üzere, kentleşme biçimleri, depreme dirençli kentlerin hazırlanmamış olması gibi çok sayıda faktör bu yıkımın büyümesine neden oldu. Yıkımın ardından arama kurtarma faaliyetlerinin yetersizliği, sağ kurtulan yurttaşların günlerce kötü koşullarda yaşamaya mahkum edilmesi, temel ihtiyaçların karşılanması için gerekli hızlı adımların atılmaması depremi büyük bir travma haline getirdi” dedi.

YIKIM SÜRECİNİN EKOLOJİK TAHRİBAT RAPORU

Raporun ilk bölümünde yıkım ve taşıma sonucu meydana gelen tozumanın kent silüetinin ayrılmaz parçası haline geldiğini belirten ekoloji aktivistleri ve yerel halk, “Malatya’da yeraltı sularında kirlilik artmış, asbestin ve enkaz tozlarının etkileriyle Beydağları bölgesinde gözle görünür boyutta hava kirliliği, sis çoğalmış ve bugüne kadar hiç görülmemiş kapalı hava durumlarıyla karşılaşılmıştır’’ dedi. Depremden etkilenen bölgelerdeki enkazların yalnızca inşaat molozlarından ibaret olmadığını gösteren Hatay 1’inci Yıl Raporuna göre; yıkımın gerçekleştiği yerlerde kişi başına ortalama 12 ton inşaat yıkıntı artığı düşüyor.

Raporda, enkazın bir parçası olan mobilyalar, elektronik atıklar, tıbbi atıklar, evsel atıklar ve altyapıda bulunan atık sular gibi günlük tüketim eşyalar, atık yönetimi adına yürütülen enkaz kaldırma, taşıma ve depolama işleminde yapılan yanlışlar bölgede kısa vadede atık kaynaklı kirliliğe ve uzun vadede ise ekolojik yıkıma neden olacağı belirtiyor. İçeriğindeki kirleticilerin ve diğer bileşenlerin belirsiz olduğu bu atıkların, ilk olarak depremden etkilenen halkın geçici olarak konakladığı yerleşim yerlerine en yakın yerlerde depolanmaya çalışıldığı ifade edilirken, buna ek olarak enkaz döküm alanlarına ait yerinde yapılan gözlemlerde Mart ve Mayıs aylarında Malatya, Hatay, Gaziantep, Adıyaman illerinde 18 lokasyon tespit edildiği raporlandı.

ASBEST TEHDİDİ ve YAYILAN ZEHİR!

Raporda, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkililerince havada asbest olmadığı bilgisi verilerek yurttaşlara rahat olun çağrısı yapılmasının yanında, asbest içeren katı maddelerle ilgili gerekli tedbirleri alma sorumluluğunun yüklenici firmalara verildiği hatırlatıldı. Öte yandan Hatay Valiliği’nin 15 Temmuz 2023’de kentte asbestin mevzuat standartlarının altında olduğunu iddia ettiği ancak açıklamada esas alınan sınır değerin, işçi sağlığı açısından koruyucu önlemlerin de uygulandığı çalışma mevzuatı için geçerli olduğunun anlaşılması uzun sürmediği belirtildi.

Oysa bilim insanlarına göre, tek bir asbest lifi bile akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri, kanser dışı ağır ve ilerleyici akciğer hastalığına (asbestosis) neden olabileceği ifade edildi.  26 Temmuz 2023’te yayımladığı yazılı açıklamada TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Malatya Temsilcisi Bedir Özten, ‘’Yıkım çalışmaları esnasında Malatya’da asbest, ampullerdeki civa buharı, kurşun ve PCB maddelerinin kente zehir saçıyor” şeklinde konuşmuştu.

DEPREM BÖLGESİNDE MADEN, ENERJİ ve GES PROJELERİ

Raporda yer alan bilgilere göre, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın resmi rakamlarına göre 7 Şubat 2023’ten, 31 Aralık 2023 tarihine kadar depremden etkilenen 11 ilde toplam Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) başvuru sayısının 705 olduğu açıklanırken bunların 547’sine “ÇED Gerekli Değildir” kararı verildi.

Depremin yıkıcı etkisinin ortaya çıktığı illerin başında olan Hatay’da, maden projelerinin 2022 yılına göre %70 artması dikkat çekerken, GES projelerinde önceki yıla göre artış Şanlı urfa’da %89, Malatya’da ise %28 olarak belirtildi.  Rapordaki verilere göre, bölgede petrol arama projelerinin de olağanüstü  artış gösterdiği görülürken, artış oranları Şanlıurfa’da %150 ve Diyarbakır’da %92 olarak gerçekleşti. Kum/çakıl ocağı projesi için ÇED başvuru oranları ise 2022 yılına göre %450 oranında artış gösterdi. Ekoloji Birliği ve İklim Adaleti Koalisyonu‘nun raporda derlediği illere göre proje sayısı ve projelere ilişkin görüşü se şu şekilde:

  • Maden başlığında; Hatay ve Adıyaman Merkez 14, İskenderun 11;
  • GES başlığında Şanlıurfa 59, Gaziantep 17;
  • Petrol arama başlığında ise Diyarbakır 23, Urfa 5 ÇED dosyası ile en fazla artış olan iller arasında dikkat çekmektedir.
  • Hazır beton/çimento santrallerinin ise Doğanşehir, Birecik, Eyyübiye, Osmaniye Polateli, Kilis merkez, Nizip, Bağlar, Bismil, Eğil, Türkoğlu’da, Arsuz, Erzin, İskenderun, Kırıkhan, Payas, Reyhanlı, Samandağ, Defne 1, Dulkadiroğlu’nda 2, Onikişubat’ta 3, Antakya’da 4, Şehitkamil’de 6 olmak üzere geniş bir yayılıma sahip olduğu görülmektedir.
  • Hazır beton/çimento santrallerinin 12 adetinin Hatay sınırları içinde olması yine dikkat edilmesi gereken bir veridir.
  • Antakya 14 maden, 4 beton/çimento santrali;
  • Onikişubat 8 maden, 2 GES, 3 beton/çimento santrali;
  • Şehitkamil 4 maden, 1 RES, 17 GES, 6 beton/çimento santrali ÇED dosyası bulunan iller olarak deprem yıkıcılığına maruz kalmanın yanında, bu projeler nedeniyle ağır bir ekosistem yıkımı tehdidi altındadır”

DEPREM BÖLGESİ EKOKIRIM SUÇ MAHALLİNE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ!

Pek çok farklı yerden gelen kuş türüne ev sahipliği yapan Hatay’ın Samandağ ilçesindeki Mileyha Sulak Alanı 231 bitki türü ve 282 kuş türü, pek çok kurbağa, kuş, kelebek, sürüngen, böcek ve mantar türünün son bulma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilen raporda, “Deprem sonrasında hayvanlara yönelik sömürücü bakış açısı enkazlardan çıkan cins hayvanlara yeni yuvalar bulunamamış veya pazarlarda satışa çıkartılmıştır” vurgusu yapıldı.

Raporda, “Bakanlık tarafından büyükbaş hayvan dağıtımı yapılarak hayvan cesedi ve sömürü piyasası canlı tutulmaya çalışılmıştır ancak yem bulunamaması nedeniyle veya zarar etmemek için hayvanlar ya tacirlere satılmış ya da kesime yollanmıştır” denildi. Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde depremden kurtarılan bazı hayvanların konteyner kente kurulan alanda barındırılmış ve çocuklara psikolojik destek olmaları için sömürü boyutunun deprem bölgesinde de arttığı belirtilen raporda, “Legal olarak yapılan işkence ve sosyal alandan çeşitli etiketlerle koparıp kriminalize edilen köpekler ve diğer canlılara yönelik tür kırımı operasyonu gerçekleştirilmiştir” dendi.

DERE YATAKLARI ve TARIM ARAZİLERİNE KURULAN KONTEYNER KENTLER

Geçici yaşam alanları için zemin etüdü yapılmadan, coğrafi, topoğrafik koşullar dikkate alınmadan merkezi ve tek elden bir kararla eyleme geçildiği belirtilen raporda, “Ağır yağış ve kış koşullarında halk tekrar afetlerle karşı karşıya bırakılmıştır” denildi. Konteyner kentlerin dere yatakları ve tarım arazileri üzerine kurulduğu belirtilen raporda, zemin yalıtım çalışması yapılmadan, su drenaj sistemleri kurulmadan mıcır üstüne inşa edildiği ifade edildi. Konteynerler yerleştirilirken sel vb.ihtimaller düşünülmediği, plansız-düzensiz biçimde kurulan ve usulüne uygun altyapı çalışmaları yapılmayan konteyner kentlerde su baskınları yaşandığı, konteyner ve çadır kentlerin, sahra hastanesinin (Hatay) selden yoğun biçimde etkilendiği belirtilirken, 5 kişinin sele kapılarak, 1 kişinin de konteynerde elektrik akımı sonucu hayatını yitirdiği hatırlatıldı.

Raporda, “Hatay’da altyapı çalışmaları yapılmadan kurulan konteynerlerın  çökme tehlikesi yaşamış, yaşanan sellerde defalarca yerleri değiştirilmiş ve halk mağdur edilmiştir. İskenderun’da birçok konteyner kent mühendislik/uzmanlık bilgisi olmaksızın kurulduğu için sağlık sorunlarının bizzat sebebi olmuştur. Kimi konteyner kentlerde zemin kayması sonucu konteynerlerin içlerindeki lavabolar tıkanmış, insanların önemli bir kısmında sağlık sorunları görülmeye başlamıştır. Çadırlar arası minimum mesafe kuralına uyulmamış, acil çıkış imkanı vermeyen yerleşim biçimleri, kentlerde barınan yurttaşlarımızı tehlikelere karşı açık ve savunmasız bırakmıştır” ifadelerine yer verildi.

DOĞAYI VE YAŞAMI SAVUNMA MÜCADELEMİZİ YÜKSELTMELİYİZ!

Raporun sonuç kısmında egemen aklın yaşamı bozguna uğratmaya devam ettiği, buna karşı ne yapmak ve nasıl yapmak gerektiği aktarıldı. Tahakküm ve rant odağında inşa edilen devlet sistemlerinde kentlerin “yaşam alanı” olmadığı, doğaya uyumlu inşa edilmediği ve demokratik etik ilkelerle değil kara dayalı bir anlayışla inşa edildiği vurgulanan raporda, şöyle denildi:

“6 Şubat depremlerinin sonuçlarının bu yanlış bakışla ilgili olduğunu unutmamak gerekir. Aradan geçen 1 yıla karşın egemen aklın pratiğinin değişmediği, aksine yıkıma uğrayan kentleri ve doğayı yeni rant alanları olarak tekrar projelendirip ekosistemin renkliliğini bozuma uğrattığı görülmektedir. Toplumsal alanda çok inançlı, çok kültürlü kentleri hedefine alarak zorunlu göç, insansızlaştırma politikalarıyla bu Kentleri kimliksizleştirmeye çalıştığı görebildiğimiz en net hakikattir.

Peki, bizler şimdi bu hakikat karşısında ne yapacağız? Demokratik, dayanışmacı, hak arama talebinden vazgeçmeyen toplumları oluşturmak artık yaşamsal bir zorunluluktur. Birlikte düşünme, karar alma, her canlının iradesinin yaşama etki etme halinin evden mahalleye, mahalleden ilçeye ve kente yansımasını birlikte deneyimleyeceğiz. Büyük depremlerin yaşandığı deprem bölgelerinde kimi kentlerin başka alanlara taşınma durumu konuşuluyor. Kentlerle ve tüm yaşam süreçleriyle ilgili orada yaşayanlarca, uzmanların görüşleri alınarak ve ekolojik, bilimsel demokratik ilkeler gözetilerek bir karara varılması gerekirken yine yaşam alanlarıyla ilgili kararlar halkın bilgisi dahi olmadan merkezi bir masada, doğal toplumsal gerçekler göz önünde bulundurulmadan alınıyor.

Bu uygulamalara karşın bizler ekoloji örgütleri, hak savunucuları, emek ve meslek örgütleri ve bütünüyle o kentteki halk olarak bir araya gelip birlikte tartışmalı, alternatif üretmeli, hakikati yılmadan savunmalı ve pratiğe geçirmeliyiz. Yerel tohumdan yanaysak kooperatifleşmeli; demokratik, özgür toplum-doğa diyorsak bunun pratiğini oluşturmalı; ekolojik-demokratik bir yerel yönetim anlayışını belediyelerin önüne görev ve sorumluluk olarak koyabilmeliyiz.

Depremin birinci yılında gelinen noktada; hem toplumsal alan hem de doğa tahribatının artması, kendi yaşam alanımızı kültürel ve toplumsal değerlerimizi daha fazla koruma, dayanışma, haklarını arayamayan diğer canlılar için de mücadele etmeyi zorunlu kılıyor. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı, kentlerimizi, köylerimizi, mahallerimizi ve tüm canlılar olarak birbimizi korumak zorundayız.Hatay’da bir yıldır dayanışma örgütleyen bir gencin dediği ‘nasıl ki bizim ilkemiz depremde suçu olmayan herkesle dayanışma ağlarını örmek üzere birlikte çalışmaksa onlarınkisi de para ve rant’ gerçeğinden hareketle işlenen tüm suçlara karşı dayanışmak ve yeni toplumsallıkları yaratmak zorundayız. Doğanın bizlerden beklediği bu, bu aynı zamanda tüm canlılara da borcumuz.”


“Ekoloji Örgütleri 1. Yıl Deprem Raporu”na ulaşmak veya indirmek için tıklayınız

Ekoloji Birliği
Ekoloji Birliği; yaşama yönelik artan tehditlere karşı, yurt genelinde faaliyet gösteren bir çok ekoloji örgütünün bir araya gelmesi ile 2018 yılında oluşmuştur. Amacı; birlik ve dayanışma temelinde ekoloji mücadelesini yükselterek, daha güçlü şekilde doğayı ve yaşamı savunmaktır.
https://ekolojibirligi.org

Bir yanıt yazın

Top